Üye Grubu : Moderatör adayı
Nerden :
Mesajlar : 2034
Konular : 1678
Üye İd : 6
Rep Gücü : +1042/-0
Offline
|
 |
« : 02 Eylül 2008, 21:43:39 » |
|
Kafkaslarda yaşanan 'büyük güç' olma mücadelesi
Gürcistan-Rusya savaşının ardından NATO gemilerinin Karadeniz’e konuşlanması üzerine Medvedev, “Soğuk savaştan korkmuyoruz.” dedi. Yoksa bu açıklama, dünyanın yeni bir ‘soğuk savaş’ın eşiğinde olduğu anlamına mı geliyor?
Kafkaslar’da Rusya-Gürcistan arasında başlayan savaş ve çatışmalar yeni bir boyuta taşındı. Türkiye ve AB’nin bütün diplomatik çabalarına rağmen bölge hâlâ diken üstünde. Karadeniz’de 10 NATO gemisi, Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in ‘Soğuk savaştan korkmuyoruz’ beyanları, krizi dünya çapında büyüttü. Yeni durumu anlamak için Rusya’yı, özellikle soğuk savaş sonrası politika ve yaklaşımlarını iyi tahlil etmek gerekiyor. AK Parti Milletvekili TBMM Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi Türk Grubu Başkanı Doç. Dr. Zeynep Dağı, bu alanda hem akademik hem diplomatik çaba harcayan isimlerden biri. ‘Rusya’nın Dönüşümü’ kitabının yazarı. Ona göre, yaşanan yeni bir ‘soğuk savaş’ değil, ‘büyük güç’ olma mücadelesi. Ancak yine de gerilimin düşürülmesi, Rusya’nın Batı’ya (AB, NATO vb kuruluşlara), dünya ekonomisine entegrasyonu sürdürülmeli. Aksi gelişmeler bölgeyi ve dünyayı yeni bir felakete sürükleyebilir.
-Son bir aydır Kafkaslarda ne yaşanıyor?
Gürcistan krizi ile birlikte uluslararası sistemde ciddi bir kırılma yaşıyoruz. Ancak kırılmanın arka planını iyi tahlil etmek gerekir. Gelişmelerle yeni bir sayfa açıldı. Bu da yeni bir soğuk savaş olarak niteleniyor. Çok ciddi tanımlama çabası içinde herkes.
-Bu soğuk savaş mı, değilse ne?
Öncelikle soğuk savaş ve koşulları neydi bunu hatırlamalı.
Soğuk savaş döneminin kıstasları var mı yok mu onu tartmak lazım. Soğuk savaş dünyanın ve Avrupa’nın bölünmüşlüğünü, iki süper gücün (ABD-Rusya) önderliğinde ideolojik bir katı kamplaşmayı anlatan döneme tekabül ediyor. Ki, bu kamplaşma ekonomi, siyaset ve askerî alana mutlak yansıdı.
-Her alanda kutuplaşma vardı yani?
Evet. Örneğin Batı bloğu Avrupa Ekonomik Topluluğu adıyla birleşirken, Doğu bloğunda Comecon kuruldu. 1949’da NATO, karşılığında Varşova Paktı oluştu. Uluslararası sistemde ideolojik çerçevede katı bir bölünmüşlük söz konusuydu. Denge ve caydırıcılık askeri güç üzerinden şekilleniyordu. Amerika’nın Sovyetlerin mutlak kontrol ve otoritesinin dayatıldığı bir sistem vardı. Avrupa bölünmüş durumdaydı. Oysa Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasıyla zaten soğuk savaş bitti, küreselleşme büyük bir hız kazandı. Ekonomi ve siyasette müthiş bir transformasyon ve gelişme çağı başladı. Bugün yaşananlar eski kodlarla tanımlanamaz.
-Tekrar soğuk savaş yaşanıyor denemez yani?
Evet. Çünkü bu tanımlama çabası Sovyetler dağıldığından beri var. Bazılarına göre, ABD’nin önderliğinde tek kutuplu bir dünya, bazılarına göre, çok kutuplu bir dünya var. 1991’den beri uluslararası sistemde dengeler henüz yerli yerine oturmuş değil.
-Küreselleşme nasıl bir denge kurdu?
Küreselleşme ve küresel dinamikler (demokratikleşme, insan hakları, serbest piyasa ekonomisi gibi Batılı değerler) dünyanın her yerinde kabul görüyor. Mesela Sovyetler Birliği döneminde Avrasya enerji kaynaklarının tek aktörü Moskova’ydı. Oysa dağılmayla birlikte 16 eski Sovyet Cumhuriyet, bağımsız devletler çıkması bölgenin küresel dinamiklere eklenmesini sağladı. Artık kimse tek bir alanın mutlak sahibi değil. Uluslararası aktörler dünyanın
her yerinde yatırım yapma şansına sahip, ki hepsi girmiş durumda. Çin, kapılarını batı sermayesine açtı. Amerika ve İngiltere, Sovyet coğrafyasında.
-Eski kutuplaşmalar bittiyse Rus Devlet Başkanı Medvedev’in ‘Soğuk savaştan korkmuyoruz’ sözlerinin anlamı ne?
Ruslar o dünyanın iki belirleyicisinden biriydi. ABD var, Sovyetler Birliği var. Dolayısıyla ‘Soğuk Savaş’ nitelemesi, Rusya’nın belki psikolojisini okşayan, hoşuna giden onun güç arayışlarının dillendirilmesine zemin hazırlayan bir söz.
-Nedir bu psikolojinin temeli?
Gorbaçov daha soğuk savaş döneminde (1985) açıkladığı glastnos- perestroyka (açıklık-yeniden yapılanma) düşüncesiyle Rusya dış politikasında büyük reformlar yaptı. Hatta Gorbaçov, uluslararası sistemde kutuplaşma yerine, Avrupa’da ekonomik, siyasi, askerî işbirliğini sağlayacak Ortak Avrupa Evi fikrini ortaya attı.
-Neyi ifade ediyordu Ortak Avrupa Evi?
Dünyada karşılıklı bağımlılığı ifade ediyordu. Silahlanma, terör, sağlık, çevre sorunlarını ortak çözme arzusunu gösteriyordu. Rusya, Batı ile entegrasyonun alt yapısını böylece kurmaya başladı. Yeltsin ve Putin’in ortak teması da Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) oldu. Bu da Rusya’nın da Avrupa’nın güvenliğinde söz sahibi olmasıydı. Soğuk savaşın en belirgin özelliği, ABD’nin dış politikadaki en önemli hedefi Sovyetler Birliği’ni çevrelemekti. NATO ile başlayıp devam eden süreçte bu yaşandı.
-Gorbaçov dönemi açılımları bu psikozu kırmaya yetmedi mi?
Hedef bu çevrelenme psikozunu kırmaktı. Oysa yaşanan gelişmelere baktığımızda NATO’nun ve AB’nin eş zamanlı genişlemesi, Rusya’nın zihin derinliğindeki çevrelenme psikozunu güçlendirdi.
-Tersi yaşandı yani?
Bir yerde. Ancak Rusya’nın Batı ile entegrasyon yönünde ciddi adımlar attığını görüyoruz. Demokratikleşme konusunda tartışılacak çok şey var tabi. Çünkü Rusya üniter değil, federe bir devlet. Dağılır dağılmaz çok ciddi iç sorunlarla karşı karşıya kaldı. Bir yandan o çevrelenme psikozundan kurtulmaya çalışırken bir yandan da merkez çevre federe birimler arasındaki sıkıntı Rusya’yı ciddi bir açmaza soktu. En önemli dış politika ayağı hep yakın çevre politikası oldu. Dağılır dağılmaz hemen Bağımsız Devletler Topluluğu’nu kurdu. BDT başlangıçta Belarus, Ukrayna ve Rusya’nın olduğu Slavik bir yapı arzederken hızla doğuya doğru da genişledi. Bu yakın çevre, yani eski Sovyet cumhuriyetlerinin Rusya kontrolünde olması dış politikasının en önemli aşamalarından biri.
-Rusya’nın yakın çevresini dikkate almadan yapılan her değerlendirme eksik kalır yani?
Aynen öyle. Çünkü Rusya yakın çevresine verdiği önemi, geliştirdiği yeni dış politika kavramı ve askerî doktrini ile hep ön plana çıkarmaya çalıştı.
-Peki Kafkaslarda bozulan denge, Gürcistan’a müdahale etmesi, Rusya’nın tekrar büyük güç olma arzusu mu?
Şubat 2007’de ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Putin’in Ortadoğu gezisinden hareketle Senato Silahlı Hizmetler komitesinde Rusya’yı potansiyel ‘düşman ülkeler’ arasında sayıyor. Aslında ABD’nin dış politikadaki şer (düşman) anlayışı, uluslararası sistemi kutuplaştıran bir zihniyet.
-Nasıl kutuplaştırıyor?
Örneğin ‘ben İran ile hiçbir şekilde işbirliği yapmayacağım’ demek bile doğal kutuplaşma sebebi. Oysa küresel dinamiklerin egemen olduğu yeni sistem hiçbir şer anlayışını kaldıramayacak durumda. Küreselleşme her türlü kutuplaşmayı eriten bir anlayış ve bu dinamikler artık hiçbir ülkenin kontrolünde değil. Dolayısıyla ABD dış politikasındaki şer anlayışı da belki Rusya’nın yakın çevrede güçlenmesini pekiştiren Rusya’nın Gürcistan’da atak olmasını sağlayan bir etki de yaratıyor. Rusya dost mu düşman mı? Öne çıkan anlayış ‘Rusya’sız bir barış kuramayız’ oldu. Bu yüzden Rusya’nın Batı’ya, uluslararası sisteme daha güçlü entegrasyonu şart.
-Batı, Rusya’yı yanına daha mı güçlü çekmeli?
Tabi ki. Bükreş Zirvesi’nde ABD, Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO üyeliğini çok hararetle savunmasına karşın, Batılı liderler şiddetle karşı çıktı. NATO’nun Rusya sınırına doğru genişlemesi öncelikle Avrupa’da bir panik yaratıyor. Örneğin soğuk savaş tecrübesini yakından yaşayan Almanya, sonra Fransa her platformda bunu sergiliyor. AGİT, ABD ve Sovyetlerin iki kutuplu arayışının bir sonucuydu aslında. Şimdi de Avrupalı liderler NATO’nun genişlemesine çok ciddi anlamda tepki gösterdi. Yani Rusya kadar Avrupalıların da tepkisine bakmak lazım.
-Yeni dönem ‘soğuk savaş’ değilse sorun nerede?
NATO eski dönemin bir güvenlik şemsiyesi ise ve Varşova’nın dağılmasıyla NATO hâlâ varlığını devam ettiriyorsa bu Rusya açısından ciddi bir soru işareti oldu. Ama buna rağmen özellikle Avrupalı liderler ve Rusya’daki reformist kanat, Batı’nın Rusya ile Rusya’nın Batı ile entegrasyonunun öneminin çok farkındaydı. 1997’de NATO Rusya ile bir kurucu senet imzaladı. Rusya her ne kadar karar alma mekanizmasında olmasa da, bir danışma komitesi kurarak yan bir eklemleme yapıldı. Tabi NATO’da söz sahibi olamadığı için Rusya, kurucu senet de imzalasa NATO’yu kendisine karşı bir tehdit olarak algıladı. Bu algı günümüze kadar sürdü.
-Tersi yönde kırılmalar yok mu?
Var. Örneğin Birinci Körfez Savaşı’nda Rusya kendi iç kamuoyundaki sert eleştirilere rağmen Rusya, Amerika’ya ve uluslararası güçlere destek verdi. Oysa Irak onun geleneksel müttefiklerinden biriydi.
-Değişebildiğini gösterdi yani?
Evet. İkinci Körfez Savaşı’nda ise Putin ABD’yi Irak’tan uzak tutmak için Almanya, Fransa’yı davet ederek çok ciddi bir denge arayışına girdi. ABD’nin yakın dönem politikaları NATO ülkeleri arasında da ciddi kırılmalar oluşturdu. ABD bunu tek kutupluluğun önderi gibi sunmaya çalıştı. Bizim yanımızda olanlar olmayanlar diye bir ayrım yoluna gitti.
-Bugün karşımızda nasıl bir Rusya var?
Dağılma sonrası ile günümüz Rusya’sı çok farklı. O gün Rusya, merkez-çevre sorunları, ekonomik kriz, Çeçenistan sorunu ile karşı karşıyaydı. Bugün sorunlarını çözmüş, kendi iç dengelerini kısmen oturtabilmiş bir Rusya var. Uluslararası konjonktür, petrol fiyatlarının artması, Ortadoğu’ya silah ihracatının sürmesi sayesinde, makro ekonomik dengelerini oturtmuş bir Rusya bu.
-Yeni durum tekrar ‘süper güç’ olma iddiası mı?
Değil. Süper güç nosyonu Rusya’nın iç kamuoyunda tarihten bugüne belirleyici noktalardan biri. Rusya artık süper güç olmadığını, olamayacağını biliyor. Çünkü dünyada artık iki kutuplu yapı yok. Rusya şimdi büyük güç olma yolunda önemli adımlar atıyor. ABD dünyanın en önemli gücü olsa da, tek süper güç değil. Öyle olsa dünya da ona göre şekil alırdı. Irak ve Afganistan’da krizleri ortada. Bir de dünyadaki ekonomik dalgalanmalar hep Rusya’nın lehine işledi.
-Rusya neden risk alıyor öyleyse?
Rusya ekonomik ve siyasi olarak istikrara kavuştu. Ancak arka planda yakın çevresinde oto kontrolünü kurma çabasını hep gösterdi. Bunu formüle eden, kendi kırmızı çizgilerini çizen ve hiç taviz vermeyeceğini deklare eden sert, açık politikalar izledi. Putin’in işbaşına gelir gelmez bir savaş uçağı ile Çeçenistan’a uçması, Kuzey Osetya’da iki yıl önce rehine baskınında çocuklar da dahil olmak üzere oradaki teröristlerin öldürülmesine izin vererek çözülen sorun bunların işareti. Putin baştan beri tavizsiz politikasını daha somutlaştırdı. Rus halkının beklenti ve psikolojisini de besleyen bir şekilde hareket ediyor. Gürcistan da, Ukrayna da eski Sovyet Cumhuriyeti onun gözünde. Bu yüzden Rusya, yakın çevresindeki Rus azınlığa yönelik tehditlerin karşılıksız kalmayacağını askeri ve diplomatik doktrininde hep söyledi. Bu gerçek ortada. Gürcistan hadisesinde de Kuzey Osetya’daki gibi sert bir cevap verdi. Tavizsizliğini göstermek istiyor.
-Yeni yapının en belirgin özelliği ne?
Yeni uluslararası sistemin en belirgin özelliği belirsiz olması. Dengelerin olmayışı ve belirsizlik, kimin nerede duracağı konusunda sıkıntılar yaşatıyor. Eskiden iki süper güç, Doğu-Batı bloku nerede duracağını biliyor ve birbirlerinin nüfuz alanlarını tanıyordu. Küba, Doğu bloku nüfuzu altındaysa dokunulmazlığı vardı. O caydırıcılık ve dehşet dengesi kendi sınırlarını muhafaza etti. Artık uluslararası sistemin yeni bir dengeye ihtiyacı var. Ama bu yeni denge arayışı yeni dönemin dinamiklerine uygun olmalı. Eski dönemin denge arayışıyla yeni dönemi tanzim etmek sorunlara çözmez.
-Yeni dönemde enerji güvenliği nasıl sağlanacak?
Önemli bir nokta. Soğuk savaş sonrası en önemli fırsat Avrasya enerji kaynaklarının iki yönlü yarara açılması oldu. Bu batıya enerji güzergâhlarını ve kaynaklarını çeşitlendirme imkanı sundu. Daha temiz ve kullanılır olması nedeniyle petrolden doğalgaza geçildi örneğin. Sovyetlerin dağılmasıyla Avrasya enerji kaynakları üretim alanlarına girmek Batılı aktörler için kolaylaştı. ABD ve Batılı ülkeler ve çok uluslu şirketler bölgeye yatırımlar yaptı, aktör haline geldi. Bu da entegrasyonun altyapısını kurdu. Avrasya enerji kaynaklarının Batıya ulaştırılmasıyla, yeni güzergahların açılması refah getirdi. Kafkasya, Rusya, Orta Asya için işbirliği ve entegrasyonun vazgeçilmez dinamiği oldu.
-Rusya bu kaynakları tehdit olarak da kullanmıyor mu?
Enerji kaynaklarını ‘ben yeri geldiğinde tehdit ve sopa olarak kullanırım’ anlayışı bir kısır döngü. Oysa bugün Rusya Federasyonu’nun büyük güç olmasının altındaki sebeplerin başında küresel dinamikler var. Artık Rusya uluslararası piyasalarla entegre, ithalat-ihracat yapıyor.
-Bundan vazgeçemez yani?
Vazgeçmemesi lazım. Eğer Rusya büyük güç olmayı arzuluyorsa, bunu yakın çevresinde tesis edeceğine, uluslararası sistemde tesis etmeli. Rusya’nın ‘uluslararası sistemin vazgeçilmezi’ olması Türkiye açısından da avantaj. Yani Rusya, yakın çevresinde mi yoksa uluslararası sistemde mi büyük güç olacağına karar vermeli. Rusya, ‘nüfus, coğrafya, nükleer güç, enerji kaynaklarına sahiplik’ gibi kriterler açısından uluslararası sistemin vazgeçilmez aktörü. Küresel dinamiklerle ne kadar barış içinde olursa o kadar büyük Rusya olacak. Özellikle enerji kaynaklarından elde ettiği gücü bir fırsat olarak görüp Batıyla entegrasyona devam etmeli. Elindeki kaynakları sopaya dönüştürürse bundan en çok zararı kendisi görür.
TÜRKİYE AKTİF ROL ALMALI
Türkiye’nin Kafkas İstikrar ve İşbirliği Platformu önermesi çok önemli. Ruslar bunu önemsiyor. Ankara Büyükelçisi, “Bakü-Erivan, Tiflis-Moskova’yı bir araya getirmek zor ama aynı masada olunması lazım.” dedi. Merhum Turgut Özal da soğuk savaş biter bitmez bu vizyonu yakalayarak Karadeniz Ekonomik ve İşbirliği Örgütü’nü (KEİ) kurmuştu. Soğuk savaş sonrası enerji kaynaklarının geçişi anlamında bölgesel işbirliği yapmak ve Karadeniz ülkeleri arasında ortak anlayış dili geliştirmek Özal’ın üstlendiği en önemli misyonlardan biriydi. Belki bugüne kadar atıl kaldı, şimdi kurumsal olarak canlandırılmalı.
|