Üye Grubu : Moderatör adayı
Nerden :
Mesajlar : 1125
Konular : 921
Üye İd : 22
Rep Gücü : +1008/-0
Offline
|
 |
« : 15 Haziran 2008, 11:08:18 » |
|
Vakit gazetesinde yayınlanan fotoğrafların Hürriyet gazetesine de yollandığı dün açıklanınca, biz de bu işin tek bir merkezden servis yapıldığını anlamış olduk. Çünkü bir bürokratı Kudüs’te Ağlama Duvarı’nın önünde gösteren fotoğraflar bize de bir hafta önce yollanmıştı.
Ülkemizde insanı olağanüstü rahatsız eden pis ve organize işler dönüyor.
Bir yanda Anayasa Mahkemesi Başkanvekili sürekli olarak takip altında olduğunu anlatıyor ve sonunda onun Kara Kuvvetleri Komutanı ile yaptığı görüşmenin ‘yakalanması’ bu takibin bir kanıtı olarak ortaya konulabiliyor.
Öte yandan üst düzey bürokratın fotoğrafları bir merkezden gazetelere dağıtılıyor, bu arada dinleme operasyonları da sürüyor tabii.
Görülebileceği gibi Türkiye tamamen anormal bir durumda.
Bütün bu bahsettiğimiz olaylar ve karşılıklı suçlamalar üst üste binince doğal olarak ortalık da gerginleşiyor.
Sanki ülkemizde resmen ilan edilmemiş bir iç savaş yaşanıyormuş görünümü var.
Türkiye, ‘Soğuk Savaş’ın en yoğun olduğu dönemdeki Berlin şehrine döndü.
Sokaklarımızda sanki casuslar geziyor gibi. Kim kimle işbirliği içinde belli değil. Savaşın amacı ne; o da net değil.
Kesin olan bir şey var; hiçbir sistem bu gerginliği uzun süre taşıyamaz. Hiçbir ülkede kurumların Türkiye’deki gibi birbirleriyle savaşıyor görünümü vermesine fazla izin verilemez. Ama bu konuda ne yazık ki Türkiye’de otorite boşluğu da var.
Ülkenin Başbakanı ve Cumhurbaşkanı enerjilerini siyasi yasaklı hale düşmemek için uğraşmaya harcıyor. Üstelik bunun da ilan edilmemiş savaşın bir başka yansıması olduğu yolunda görüşler de var.
Türkiye gittikçe içinden çıkamayacağı karmaşık bir siyasi krize doğru gidiyor.
Günümüzdeki durumu yaratanlar bunu da istiyor olabilir. Bunu istiyorlarsa çok da başarılılar, istediklerini yapmış durumdalar.
Türkiye’ye, yeni kuşakların geleceğine yazık olmuyor mu, kimse utanmıyor mu düşülen bu durumdan?.. Onlar utanmayabilir ama benim küçük çocuğum var. Türkiyenin geleceği beni hem de çok alakadar ediyor. İçinde bulunulan çılgınlığa son verilmesini istiyorum, yurttaş olarak talebim bu.
O fotoğrafı bizim neden kullanmadığımıza gelince... Kaynağı belli olmadan gönderilen ve sorumluluğu üstlenilmeyen fotoğrafları kullanmama gibi bir ilkemiz var. Hele servis edildiği açık olan fotoğrafları, yollandığı zarf içinde tutmayı tercih ediyoruz.
Bir de işin inançla ilgili boyutu var. Bir süre önce ‘Tanrı’nın Dolaştığı Topraklar’ adlı bir kitap okumuş ve çok da etkilenmiştim. O günden bu yana Kudüs’ü merak ederim.
Kudüs, tüm dinlerin birbirine karıştığı ve hangi dinin kutsalının nerede bitip diğerinin kutsalının nerede başladığının tam belli olmadığı bir yerdir.
Şurası kesin ki; orada bulunup da içinizin Tanrı fikriyle, sevgiyle dolmaması mümkün olamaz diye düşünüyorum. Bu nedenle bir üst düzey bürokratın Ağlama Duvarı’na yaklaştığında manevi hislerinin yükselmesini doğal karşıladım ben. (Bu duvarın İslam dinini de alakadar eden bir yanı olmadığını söyleyebilmek mümkün mü?). Aynı bürokrat, aynı gezisinde Mescid-i Aksa’yı da gezmiş ve muhakkak orada da fotoğraf çektirmiştir. Onları yayınlamak işlerine gelmediği için işin o yanını servis etmiyorlar.
Organize, pis, insanı artık bıktıran işler bunlar. Yetti artık.
Serdar TURGUT
|