Gönül Yarası
Site Yöneticisi
Yaş : 23
Cinsiyet :
Nerden : Anemon Diyarından
Mesajlar : 6831
Konular : 4245
Üye İd : 1
Rep Gücü : +3846/-0
Kişisel Mesaj : Administrator
Offline
|
 |
« Yanıtla #2 : 29 Temmuz 2008, 17:10:29 » |
|
HALÎFELERİ
Hâlidiyye’nin Ziyâiyye Kolu’nun pîri ve müessisi olan Gümüşhânevî (k.s.), pek çok eser kaleme alan bir müellif-mutasavvıf olduğu kadar, yüzden fazla kişiye de hilâfet tâcı giydiren bir mürşiddir .
İstanbul başta olmak üzere Anadolu’nun çeşitli yerlerinde, Kazan’dan Komor Adaları’na, Mısır’dan Medine’ye Çin’den Afrika’ya kadar olan geniş bir saha içerisinde ismini, ilmini, tarikatını ve tasavvufî düşüncelerini halîfeleri devam ettirmiştir.
Bir m ilyondan fazla müridi bulunan Gümüşhânevî’nin tesir sahası yalnızca İstanbul’la sınırlı değildi elbette. O, dünyanın çeşitli bölgelerine de halifelerini göndererek etkinliğini artırmış, müslümanların uyanmasına ve İslam’ın ihyasına büyük gayret sarf etmiş ti.
Gümüşhânevî’nin büyük değer verdiği halifelerinden Lüleburgaz’lı Muhammed Eşref Efendi Pekin’e gönderilmiştir. Oradan dönerken Pekin’li müslümanlar II. Abdülhamid adına bir üniversite yaptırmaya başlamışlardır. Bu Hoca Efendi’ye bundan sonra Çin’li Hoc a denmiştir.
Komor Adalarında da faal bir Gümüşhânevî Dergâhı’nın bulunduğu 1976’da İstanbul’da tertip edilen İslam Ülkeleri dışişleri bakanları toplantısına katılan Komor Adaları dışişleri bakanı tarafından Mehmed Zâhid Kotku (Rh.a) hazretleri’ne bildir ilmiştir.
Gümüşhânevî (k.s.) II. Hac yolculuğu dönüşünde Mısır’a uğramış orada üç yıl kalmıştır. Bu müddet zarfında yetiştirdiği kişilerden; Mısır Müftüsü Muhammed b. Salim Tamum el-Menûfî, eş-Şeyh Cevdet, Seyyid Muhammed b. Abdürrahim et-Tantâvî, eş-Şeyh Mustafa b. Yusuf es-Sa’dî, Şeyh Rahmetullah el-Hindî olmak üzere beş kişiye de tarikat hilâfeti vermiştir. Tanta’da halen faal bir Gümüşhaneli Dergâhı bulunmaktadır. Bugün bu vazifeyi ise Ezher Üniversitesi Tefsir Profesörü ve Usulü’d-Dîn Fakültesi Deka n ı olan Cûde Ebu’l-Yezîd el-Mehdî adında bir zat devam ettirmektedir.
Gümüşhânevî’nin halifelerinden Ahmed Ziyâüddîn Efendi , imamlıkta iken yaş haddinden emekli olmuş, Medine’de kırk sene mücavir kalmış, hizmetlerde bulunmuştur.
Zeynullah el-Kazânî, Gü müşhânevî’nin Kazan ve Kafkasya’da tarikat neşrine memur ettiği halifelerindendir.
Muhammed Zâhid el-Kevserî’nin babası Hasan Hilmi b. Ali el-Kevserî (k.s.) Düzce’de yıllarca Râmûz ve Garâib okutmuştur. Düzce’nin ileri gelenleri tarafından yaptırılan Yeni Cami bitişiğindeki medresede müderris olarak ders okutmakta iken Gümüşhânevî’nin emri üzerine bu medresenin yanına 1892’de bir tekke yaptırdı. 1926’da vefatına kadar otuzbeş sene burada hizmet etti.
Halifelerinden Ünye’li Yusuf Bahri Efendi 1869’da Gümü şhânevî’den icâzet almıştır. Ünye Sadullah Bey Medresesi’nde müderrislik yapmış, 1872’de Ünye Müftülüğü’ne tayin olmuş, hem ilim hem tarikat neşrine çalışmıştır.
Nallıhan’lı Hasan Ziyâüddin Efendi, 1886’da seyr-u sülûkunu tamamlayarak hilâfet icâzeti alm ıştır. Memleketi Nallıhan’a giderek Hacı Mehmed Ağa Medresesi Müderrisliği’ne tayin olmuş, burada bir taraftan ders okuturken bir taraftan tarikat neşrine çalışmıştır.
Ankara’lı Ahmed Hilmi Efendi , Gümüşhânevî’den hilafet aldıktan sonra, İzmit’te Fevziye, Taşçılar Başı ve Yeni Cuma camillerinde ifa ettiği imameti sırasında, haftada iki gün salı ve cuma günleri yatsı namazından sonra Hatme-i Hâce yaptırmıştır. Tarikatı yaymak hususunda büyük gayreti görülmüştür.
Yarım asırdan fazla Tarsus muhitinde ilim, ahlak ve edep dağıttığı söylenen Hamza Efendi de Gümüşhânevî’nin halifelerindendir. 1955’de vefat etmiştir.
Gümüşhânevî hazretlerinin halifelerinden biri de eski Bayramiç Müftüsü Çırpılar’lı Ali Efendi’dir. 1863 yılında doğmuş, Gümüşhâneli Dergâhı’nda yetişmiş, hilâfet almıştır. Köyüne dönerek orada bir cami ile 24 odalı bir medrese inşa ederek tâlim-terbiye, tebliğe ve irşad hizmetlerinde bulunmuştur. 1910’larda açtığı medresesindeki irşad faaliyeti 1924’de medreseler kapatılıncaya kadar sürmüştür.
Gümü şhâneli Dergâhı son şeyhi Mahmud Es’ad Coşan Hoca Efendi’nin babası Halil Necati Efendi’yi 17 yaşlarında iken dedesi Molla Abdullah Efendi Çırpılar’lı Ali Efendi’nin bu medresesine getirip yerleştirmiştir.
Mahmud Es’ad Coşan Hoca Efendi’nin Büyük Dedesi Molla Abdullah Efendi, Halil Necati Efendi’nin babasını da diğer iki kardeşiyle beraber İstanbul’a getirmiş, Fatih Medreseleri’ne yerleştirmiş ve kendisi de Gümüşhânevî’ye intisab eylemiştir. Gümüşhânevî hazretleri Molla Abdullah Efendi’yi çok severlermiş Hatta bir kere “sen benim oğlum ol” diye teklif ve iltifat eylemiştir.
Molla Abdullah Efendi, Çırpılar’lı Ali Efendi ile karşılaşınca elini öpmeye davranır o da mukabele ederek onun elini öpmeye çalışırmış. Molla Abdullah Efendi’nin küçük kardeşi Molla Hüseyin Efendi de Çırpılarlı Ali Efendi’ye intisap eylemiştir.
Çırpılar’lı Ali Efendi, İstiklal Savaşı sırasında Bayramiç yöresinin Kuvâ-yı Milliye temsilcisi olarak görev yapar. Bir ara Bayramiç Müftülüğü görevinde de bulunan Ali Efendi 1947 yılında 82 yaşlarında iken vefat eder.
Gümüşhânevî’nin halifelerinden biri de Karadeniz Bölgesi’nin irşadı ile görevlendirilen “Şeyh Efendi” diye ma’ruf Osman Niyâzî Efendi’dir (1828/1909).
Nakşî halifesi olarak Varda’ya (bugünkü adı Rize İkizdere’nin Nahiyesi olan Güneyce) dönen Şeyh Efendi, Varda büyük Camii Medresesi Müderrisliği ve caminin imamlığını üstlenir. Burada bir müddet kalır. Ardından Varda’nın Kolekli (Kurtuluş) Mahallesi’ne geçer. Burada bir cami-tekke inşa edilir. 1909 tarihinde vefatına kadar 14 y ıl burada hizmet eder. Gümüşhânevî’nin vakıf kütüphanelerinin mütevelliliğini de yapmış olan Şeyh Osman Niyâzi Efendi, Rize Güneyce’deki bu tekkede, sağlığında kendisinin de kullandığı bir vakıf kütüphane tesis etmiştir.
Bunlardan başka Ziyâiyye’yi kendi beldelerinde neşreden bazı halifelerini de yalnızca isimleriyle anabiliriz. Şam’da Yusuf en-Naşuki (1318/1900), Kırım’da İsmail el-Kırımî, Erzincan’da Hasan el-Erzincanî, Mahmud el-Bosnevî, Adapazarı’nda Mustafa el-Kürdî el-Harputî (1328/1910), Düzce’de H asan Hulusi Efendi, Of’ta Huccetü’s-Sâlikîn müellifi Yusuf Şevki el-Ofî başta gelmektedir.
Hayatı, eserleri, fikirleri, tarikat anlayışı, irşad hizmetleri ve halifeleriyle dünden bugüne etkin bir şahsiyet olan Gümüşhânevî, derin izler bırakmıştır. Halen ülkemiz içinde ve dışında milyonlarca müntesibi bulunmaktadır.
Gümüşhânevî hazretlerini anlatabilmek, okyanusu avuçlayabilmek gibi zor, imkansız. Her yönü ayrı bir makale konusu. Halifelerinin herbiri ayrı bir derya, eserlerinin her biri birer hazine. Der yaya dalabilene, hazineye sahip olabilene ve bu dergaha mensup olabilene ne mutlu!
Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî hazretlerinin Süleymaniye Camii Şerifi avlusunda, Kanûnî Sultan Süleyman Türbesi’nin, kıble duvarına bitişik, demir parmaklıklarla çevrili makberinin, mezar taşı kitabesi aynen şöyledir:
“Nazar kıl çeşm-i ibretle, makâm-ı ilticâdır bu! Erenler dergâhı, bâb-ı füyûzât-ı Hüdâ’dır bu! Ziyâüddîn-i Ahmed, mevlidi anın Gümüşhâne, Şehir-i şark-u garbın, mürşid-i râh-ı Hudâdır bu!.. Muhakkak ehl-i Hakk ölmez, ebed haydır bil ey zâir! #9;Saray-ı kalbini pâk eyle, bâb-ı evliyâdır bu! Şu’a-ı dürr-i vahdet, menba’-ı ilm-i ledünnîdir. Mükemmel vâris-i şer’-ı Mahmmed Mustafâ’dır bu. Hilâfet müddetinden, “İrcii” vaktine dek Hakk’a, Tarîk-i Hâlidî’yi neşr eden, Hakk-reh-nümâdır bu. Cilâ-yı ruhdur zikri, mürîdana gıdâdır bu!”
Sene 1311, 7 Zilka’de (13 Mayıs 1893, Pazartesi saat: 10.00)
MEKTÛBU
Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî hazretleri Mısır’da ikamet ettikleri sırada halifesi Hasan Hilmi Efendi (k.s.)’nin şahsında bütün müridlerine hitap eden mektubunda şeriat, tarikat, hakikat ve ma’rifetin on makamını, “usûl-i ‘aşere” prensibi içerisinde izah etmektedir.
Tarikattan olan on makam:
1. Tevbe ve inâbe ile bir şeyh-i kâmilden el almak, teslimiyet ve inkiyad,
2. Müridlik ve şeyhliğin şartlarını bilip, itirazı terkederek, sohbet ve hizmete devam etmek,
3. Havf ve reca arasında doğruluk, ihlas ve tevekkül duygusu ile muahedeye riayet etmek, irade ve maksadda müstakim olmak,
4. Kişiyi bosuna övünmeye sevkeden sü s ve debdebeyi terketmek ve temizliğe dikkat göstermek.
5. Sıhhat ve tefekkür ile vukûf-ı kalbî, zikr-i dâimî ve rabıtaya devam etmek.
6. Nefs ve şehveti kırarak, ahlakı güzelleştirmek, çok ibadet ve taatle Allah’a yaklaşmaya çalışmak.
7. Rahat ve huzur v eren şeylerden uzak bulunarak, seyr-ü sülûk ve uzleti ihtiyar etmek.
8. Nefs, şeytan, heva ve havatırı yok etmeğe gayret göstermek.
9. Tevazu, şükür ve kanaata sahip olmak.
10. Murâkabe, muhâsebe, muâyene, tefekkür ve basîreti elde etmek.
VASİYETLERİ
· En az on kişi bir araya gelindi mi, akşam ve sabah Hatme-i Hâce icra edilmeli, mümkünse Kur’ân’ın tamamı, üç de biri okunmalı cüz yok ise hatimsiz toplu zikir yapılmalıdır. Daima râbıta ve huzûr me’allah’a riayet ederek, tazarru ve niyazı elden bırakmamalıdı r.
· Yiyecek ve içecekleri helalinden, huzur, râbıta ve sünnetlerine göre yemeye dikkat etmelidir.
· Belde ahalisine, ana-babaya, sair dostlara hased ve nizâ edilmemelidir. Çünkü tasavvufun ilk başlangıcı, mahlukâtı incitmekten sakınmaktır.
· Günlük vird ve zikirleri, aynen yerine getirerek, bilhassa mübarek gün ve geceleri ihyâya gayret etmelidir.
· Tarikat ehli olan kimse, def’i kabz için evliyâ kabirlerini ziyaret etmeli, üstadının sohbet ve ziyaretine devam etmelidir. Çok zikir ve muhabbet üzere râbıtaya devam etmeli tasavvuf kitaplarını okumalıdır.
· Uyku ve fetreti uzaklaştırmak için, önce zikir mahallini değiştirmeli, râbıta kurup, üstâdına mektup yazmak suretiyle istiâze ederek, zikirde fütûrun giderilmesine çalışılmalıdır.
· Musâfaha, cemaat, sabır, şükür ve kanaate devamla, vakitlerin, şehirlerin ve mahlûkatın ihyasına çalışılmalı, ibadetlerde sabr-u sebât gösterilmelidir.
SÖZLERİNDEN
· Muhabbetin dört çeşidi vardır: Allah’ı sevmek, Allah’ın sevdiklerini sevmek, Allah için sevmek, Allah’la beraber sevebilmek.
· Aşk, bütün his, irâde ve düşüncelerden sıyrılarak yalnız Allah’a büyük bir iştiyakla yönelmek, mal, evlad, dünya ve her türlü alakadan koparak, Hâlık’a hasret duymaktır.
· Günahlardan kurtuluşun en sür’atli yolu, muhabbetullah ve cemalullah’a aşk ve şevk ile bağlanmalıdır. Bu ise çok ibadet etmek, istiğfar etmek, ölümü ve cehennem ateşini çok düşünmek, gecelerini ibadetle ihyâ etmek, mahlukâta şefkat göstermek, hüsn-i zan beslemek, şehvet, kin ve kötü fikirlere karşı sabretmekle elde edilir.
· Sağa-sola bakmak nasıl kalbin gücünü parçalayıp zayıflatıyorsa, gözleri kapamak da, aksine kuvvet ve ferahlık verir.
· Kim ki gözünü haramdan sakınır, nefsini şehvetten korur, bâtınını murâkabe ile ma’mûr hale getirir ve helal rızıkla beslenirse, firasetinde yanılmaz. Fakat firaset, bedende nefsin hakimiyeti ile değil, Cenâb-ı Hakk’ın nuru ile bakabilme hassasını kazanmakla elde edilen bir haslettir.
· Tarikatların muhtelif prensipleri, usulleri vardır. Ama bütün tarikatlarda müşterek olan husus, temel esas hizmettir. İnsan hizmet ettikçe himmete mazhar olur, izzet bulur ve saâdet-i dâreyne erer.
KAYNAKLAR
Hüseyin Vassaf, Sefînetü’l-Evliyâ , c.2, s.185, Süleymaniye Ktp., Yazma Bağışlar 2306 Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî , Râmûzü’l-Ehâdîs, Müt. Abdülaziz Bekkîne, c.1, s.7-8, ts. Feridüddin Attar, Tezkiretü’l-Evliyâ , Haz. M.Z.K., İstanbul 1983 Gündüz, İrfan , Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi , İstanbul 1984 Kara, İsmail, ‘Gümüşhanevî Halifelerinden Şeyh Osman Niyazi Efendi’ , Büyük İslam ve Tasavvuf Önderleri Ansiklopedisi, s.315-325, İstanbul 1993 Büyük İslam ve Tasavvuf Önderleri Ansiklopedisi, Vefa Yayıncılık, s.297-302, İstanbul 1993 Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi Sempozyum Bildirileri , Haz. Necdet Yılmaz, İstanbul 1992
|