Üye Grubu : Moderatör adayı
Nerden :
Mesajlar : 2034
Konular : 1678
Üye İd : 6
Rep Gücü : +1042/-0
Offline
|
 |
« : 13 Nisan 2008, 12:13:57 » |
|
Arap dünyası dışarıya Ürdün’den bakıyor
SAİM ORHAN
Alışılmış Arap ülkelerinden farklı bir ülke Ürdün. Arap dünyasının dışa açılan penceresi. Lut Gölü’yle, batmadan yüzülebilen Ölüdeniz’iyle, Petra Harabeleri’yle büyük bir turizm potansiyeline sahip. Hz. Musa’nın komutanlarından olan Hz. Yuşa’nın mezarı da Ürdün topraklarında. Belga bölgesinde buluna mezar Kudüs’e doğru bakıyor.
Arap dünyasının dışa açılan penceresi Ürdün. Batı dünyası ile Arap dünyası arasındaki geçişi sağlayan Ürdün 25 Mayıs 1946’da İngiltere’den bağımsızlığını kazanmış. Halkının % 95’inin Müslüman, geri kalanının Hıristiyan olduğu ülke parlamenter sisteme dayalı bir krallık rejimi ile yönetiliyor. Alışılmış Ortadoğu ülkelerinden çok farklı bir devlet burası. Genel olarak Arapların anıldığı gibi petrolü ile anılmıyor, çünkü petrolü yok. Üstüne üstlük su sıkıntısı var Ürdün’ün. Şehirleri düzenli ve güzel. Genç nüfusun oldukça fazla olduğu ülkede eğitim sistemine önem veriliyor. Öyle ki Arap dünyasının hemen her alanındaki kalifiye elemanlar Ürdün’den çıkıyor. Eğitim seviyeleri oldukça yüksek. 5 milyonluk nüfusun yaklaşık 1,5 milyonu başkent’te yaşıyor. Trafiği düzenli. Şehir içi ve dışı yollar kaliteli. Ülke topraklarına adımınızı atar atmaz ülkedeki modernleşmenin ve değişimin farkına varıyorsunuz. Ürdün tarihî ve turistlik yerler açışından oldukça zengin bir ülke... Başkent Amman’dan yola çıktıktan sonra Ölüdeniz 45 dakika sonra sizi karşılar sakin sularıyla. Yol boyunca yükseltisi sürekli alçalan bir yere doğru hareket edildiğini fark ediyorsunuz. Ölüdeniz Dünya’nın en alçak noktası. Deniz seviyesinden 400 metre daha aşağıda olan bu denize, Arapça olarak Bahrül Meyyit deniliyor. Bizim bildiğimiz şekliyle Lut Gölü. Gölün kendi derinliği de 400 metre. Yani Lut Gölü’nün tabanı deniz seviyesinden tam 800 metre daha aşağıda.
Su üzerinde gazete okuyabilirsiniz
Ölüdeniz, Ürdün’ün en çok turist çeken noktalarından birisi. Bu yüzden de etrafında yeterince tesis ve otel bulmak mümkün. Yaz-kış Ölüdeniz’e girip denizin keyfini sürebiliyorsunuz. Ancak sakın ola denize birden dalmayın. Aksi halde deniz suyundan kafanızı çıkardıktan sonra gözlerinizi açmanız uzun sürebilir. Çünkü denizin tuzluluk oranı % 30 civarında. Müthiş bir şekilde tuzdan dolayı gözler yanıyor. Tuzluluk oranının çok yüksek oluşundan dolayı içinde hiçbir canlı yaşayamıyor. Bu sebeple de adına Ölüdeniz “Bahr-ül Meyyit” deniliyor. İsmiyle müsemma bir yer burası. Tuzlu oluşunun negatif yönleri olsa da bir de artı tarafları da var ki sormayın gitsin. Denizin üzerinde kitabınızı, gazete veya derginizi rahatlıkla okuyabilirsiniz. ‘Bu nasıl olur?’ demeyin. Tuzluluk oranının yüksek oluşundan dolayı su insanı batırmıyor ve suyun yüzeyinde tutuyor. Denizde yüzmeden, hatta hareket etmeden rahatlıkla durabiliyor, sırtüstü yatabiliyorsunuz. Denizde kitap okumanın zevkine varmadan buraları bırakıp gitmeyin. Yüzme bilmeseniz bile denizin yüzeyinde kalabiliyorsunuz, hatta batmak isteseniz bile batamıyorsunuz. ‘Tamam denize girmek iyi güzel hoş da denizden çıktıktan sonra bir de tuzlardan arınması var’ demeyin. Volkanik bir bölge olması sebebiyle sürekli sıcak suyun bulunması size doğal duş ortamlarını sağlıyor. Tesislerde de bu tür imkânları rahatlıkla bulmak mümkün. Öyle ki bu tesislerde; çamurla tedavi, volkanik sıcak su ile masaj merkezleri bile var.
Denizin genel görüntüsü dışında bir de çevre görüntüsü var ki kısmen bizim Pamukkale’mizi andırıyor. Denizdeki tuz ve minerallerin çokluğundan dolayı deniz kıyısında sert, beyaz ve çok keskin tabakalar oluşmuş. Bu bakımdan kıyıda yalınayak dolaşmak imkânsız. Jilet gibi olan beyaz yüzey hem deniz içinde hem de sahilde insanların ayaklarını kesiyor. Lut gölü tarihte yaklaşık M.Ö. 1800’lü yıllarda oluşmuş. Sodom ve Gomore şehrinin yok olmasına tanıklık etmesi bakımından da oldukça önemli bir yer. Lut kavminin helak edildiği bu topraklarda o zamanki medeniyetten eser bulmak imkânsız. Ölüdeniz’in etrafında sıkça kayalıklara rastlıyorsunuz.
Binlerce yıllık tarih: Petra
Petra harabeleri bugün Ürdün’ün en çok turist alan yerlerinden bir tanesi. İnsana alabildiğine derinlik hissi veren bu mekân inanılmaz uçurum ve kayalıklarla süslü. Buralara kadar gelip de Petra’yı tam anlamıyla gezmek için en az bir gününüzü ayırmanız gerekir. Petra macerası, dar koridorlardan geçerek başlar. Etrafta 2 bin yıl öncesine ait su kanalları görürsünüz. O kadar yıl önce böyle bir gelişmişlik bile daha Petra’ya girmeden insanı şaşırtıyor. Petra tüm gizemiyle kanyonların arasında saklanmış duruyor. Yaklaşık 1 km’lik bir kanyonun ardından Petra’ya varabiliyorsunuz. Bu yolu ya yürüyerek ya eşek sırtında ya da iki kişilik at arabalarında alabiliyorsunuz.
Petra’ya ayak basar basmaz ilk karşınıza çıkan yer Hazine diye adlandırılan eski yapı. Daha önceleri kervanların uğrak yeri olan buralar yolların değişmesi ile unutulup gitmiş. Şimdi geçmişteki yaşanmışlıklarını yeni nesillere dokusuyla, kokusuyla taşımaya çalışıyor. Vadinin orta yerinde karşınıza dikiliyor Hazine. Ona kayıtsız kalmanız mümkün değil. Petra dev bir vadide kurulu, pek çok yapının bulunduğu antik bir şehir. Birbirinden ilginç yapılar göz kamaştırıyor. Dağlar oyularak kocaman bir şehir yapılmış. Hazine’nin ardından antik şehri seyrede seyrede manastıra doğru yol alıyorsunuz. Yol boyunca pembe kayalara oyulmuş mağara, mezar ve tapınakları görerek tarihte bir yolculuk yapılıyor adeta. Manastıra çıkarken oldukça dikkatli olmak gerekiyor, yaklaşık 1000 tane dik merdivenin ardından ancak varabiliyorsunuz. Yukarıya tırmandıkça uçurumların keskinliği ve vadinin güzelliği seriliveriyor önünüze.
Manastırdan sonra Petra’nın zirvesine tırmanmak için hiçbir engel kalmıyor. Ancak yollar taşlarla dolu ve de kaygan olduğundan bu noktadan sonra eşekleri bırakarak yaya olarak yolunuza devam edebiliyorsunuz. Biraz meşakkatli bir yolculuğun ardından Petra’nın zirvesine vardığınızda, çekilen zahmete değdiğini anlatırcasına Petra Vadisi kollarını açıveriyor size. Buradan şehre bakmak ayrı bir anlam katıyor. Hz. Musa’nın duası neticesi Allah tarafından kendisine yardımcı olarak verilen kardeşi Harun (as)’ın mezarı da bu topraklarda. Zirveden, karşıdaki zirvelerden birisinde olan mezar daha iyi görünüyor.
Hz. Musa Mısır’dan sonra artık bu topraklarda yaşamaya başlamış. Halkıyla beraber Mısır’dan ayrılmış ve bu topraklara gelmiş. Filistin topraklarını seyrettiği nokta ise Nibu Dağı. Burası üç dinin mensuplarından çok sayıda ziyaretçi çekiyor. Çok rüzgârlı bir havası var Nibu Dağı’nın. Hz. Musa Kudüs’e gidememiş. Bu dağın tepesinden o mekânları ancak seyredebilmiş. Bugün bu tepelerden bakarken Kudüs topraklarına, içinizde bir ürperti duymamak mümkün değil. Akşam olup da Kudüs’ün ışıkları yanmaya başlayınca daha iyi anlıyorsunuz aradaki mesafenin kısalığını.
Hz. Musa’nın komutanlarından olan Hz. Yuşa’nın mezarı da aynı şekilde Ürdün topraklarında. Belga bölgesi denilen bölgede olan mezar aynen Nibu Dağı’nda olduğu gibi Kudüs’e doğru bakıyor.
Aydan görülebilen çöl
Ülkeye gelmeden edinilen bilgiler arasında gezilecek yer sıralamasına girmesi gereken yerlerden birisi de Vadi Rum. Bir dönemlerin vahası, şimdinin çölü kırmızı kumlarıyla size alabildiğine güzellik sunar. Çöl o kadar büyük ki Neil Armstrong’un aydan rapor ettiğine göre dünyanın aydan görülebilen en büyük çölü imiş. Doğal kaya köprüleri, uçsuz bucaksız sahra ve inanılmaz tabii güzellikleri... Macera arayanlar için kaçırılmaması gereken müthiş bir fırsat.Bugün burada macera arayanlar için pek çok etkinlik düzenleniyor. Çölü gezerken bedevi çadırlarına da rastlayabiliyorsunuz. İçeri girdiğinizde sizi rahatlıkla ağırlıyor sıcakkanlı Ürdün insanı. Son dönemlerde turistlerin de uğrak noktası olması sebebiyle bedevi Ürdünlüler alışmışlar misafirlere. Çölde develerin keçilerin arasından geçip giderken, çölün büyüsü insanın başını döndürüyor.
Ürdün’ün Gor bölgesi ülkenin yeşil bölgelerinden. Seferler sırasında veba hastalığından dolayı hayatını kaybeden pek çok sahabe mezarı bulunuyor bu bölgede. Ürdün toprakları gerek ismini bildiğimiz gerek bilmediğimiz pek çok peygamber mezarına da ev sahipliği yapıyor. Hz. Ebu Ubeyde bin Cerrah, sağ iken Cennet ile müjdelenen on sahabeden birisiydi. O günlerde salgın olan veba hastalığına birçok sahabe gibi o da yakalandı ve Müslüman olduğu 31 yaşından itibaren malıyla canıyla İslam için çalışan bu ünlü komutan buraya defnedildi.Dirar Bin Ezver diğer bir sahabi ve cami avlusundaki kabri… Şurahbil bin Hasene. Ve sahabenin önde gelenlerinden Muaz bin Cebel.
Ürdün’de gezerken bir taraftan da Osmanlı izlerini görmek mümkün. Bunlardan en önemlisi belki de Maan tren istasyonu. Burası Sultan Abdülhamit’in Hicaz Demiryolu projesindeki istasyonlardan birisi. Tren raylarında bile Osmanlı’nın ismi var. Ray demirlerinin hemen hemen hepsinde “Müminlerin Emiri Sultan Gazi Sultan Abdülhamit Han’ın hayratıdır. Tarih 1901” yazıyor. Her ne kadar Lawrence ve adamları tarafından bu demiryolu o zamanki işlevini yitirmiş olsa da bugün Maan tren istasyonu hâlâ gururla, dimdik ayakta duruyor.
|