Üye Grubu : Moderatör adayı
Nerden :
Mesajlar : 2034
Konular : 1678
Üye İd : 6
Rep Gücü : +1042/-0
Offline
|
 |
« : 03 Mayıs 2008, 15:42:48 » |
|
Beşir Ayvazoğlu’ndan Yahya Kemal’in İstanbul’u SELİM İLERİ Beşir Bey, ilkokul kitaplarından birinde okuduğu “Akıncı”yı anıyor, Yahya Kemal’i “Akıncı”yla birlikte sevdiğini söylüyor. Bense, “Koca Mustâpaşa”dan sonra… Bu şiirin gizini, gizemini çözebilmiş değilim. Ama “Koca Mustâpaşa”da İstanbul’un bütün bir tarihini, hem yalnızca tarihi değil, İstanbul’da büyük çoğunluğun talihini de yakalarım.
Beşir Ayvazoğlu’nun yeni eseri Yahya Kemal Ansiklopedik Biyografi 7 Mart 2007 tarihinden beri yazı masamda baş köşede. Hayli soğuk, güneşli fakat ayazlı bir gündü. Edebiyat Mekân için Beşir Bey’le Beylerbeyi’nde buluşmuştuk. Çantasında büyük boy kitap çıkınca çok sevindim. Çünkü eserin yayınlanmasını dört gözle bekleyenlerdendim.
Önce, bende anıları kalmış İstanbul maddelerini taradım, birbirinden güzel fotoğraflarla bezenmiş Ansiklopedik Biyografi’nin yapraklarını hızlı hızlı çevirirken. Bir liste de çıkardım: Anadoluhisarı, Atik Valide, Bebek, Beyoğlu, Çamlıca, Emirgân, Erenköyü, Fenerbahçe, Göksu, İstinye, Kandilli, Kanlıca, Koca Mustâpaşa, Küçüksu, Moda, Rumelihisarı, Süleymaniye, Üsküdar, Viranbağ… Semtlerden sonra bazı mekânlar: Kıbrıslı Yalısı, Park Otel, Todori’nin meyhanesi; bir de “Çiçekler” maddesi.
Hemen belirtmek isterim: Benzeri olmayan bir çalışma bu. Beşir Ayvazoğlu’nun Yahya Kemal serüveni 1985’te Eve Dönen Adam’la başlamıştı. 2001’de Bozgunda Fetih Rüyası yayımlandı. Yazar “Eksiksiz bir Yahya Kemal kütüphanesi ve değerlendirilmeyi bekleyen notlarla, kupürlerle, fotokopilerle dolu kalın dosyalar” diyor. Bunlar işte bu son çalışmanın malzemesi.
Ama o kadar mı? Sanmıyorum. Yahya Kemal’in eksiksiz romanını okuyoruz şimdi. Bozgunda Fetih Rüyası belli bir zaman dönemecinde noktalanmıştı. Doğumundan ölümüne, İstanbul’un ünlü şairi yanı başımızda artık. İnsan Yahya Kemal de.
Beşir Ayvazoğlu, insan Yahya Kemal’i kaleme getirirken alabildiğine nesnel bir yaklaşımı tercih etmiş. Çok geniş bir görüngeden yaşamını seyrettiğimiz “Açık Deniz” şairi zaaflarıyla hayat buluyor; onu yalnızca üstünlükleriyle tanımıyoruz.
İstanbul maddeleri arasında gelgite kapılmışken, elbette, “Hisar, Abdülhak Şinasi” maddesinden uzak duramayacaktım. Bu maddeyi hemen okudum. Abdülhak Şinasi’yle Yahya Kemal’in tartışmalarını bilmiyordum. Taha Toros tanıklık etmiş ve “o gün Abdülhak Şinasi Hisar kimse ile konuşmadan, kalın bastonunu sallaya sallaya, Park Otel’in yakınında bulunan Nimet Apartmanı’na kırgın ve bitkin vaziyette” dönmüş. Söylememe gerek yok: Yalnızca Boğaziçi Mehtapları şairi için üzüldüm. Yahya Kemal’in merhametsiz özgüvenini bir kez daha hissettim.
Beşir Bey’in -âdeta hüzünlü- saptayımını ise özellikle alıntılıyorum: “Abdülhak Şinasi, Yahya Kemal’le aralarında geçen bu tartışmadan hiçbir yazısında ima yoluyla bile söz etmemiş, hatta aziz dostunun ölümünden sonra, eski yazılarıyla yeni yazdıklarından oluşan Yahya Kemal’e Veda (1959) kitabını yayımlamıştır.”
Kendisini o kadar öven Abdülhak Şinasi’nin eserinden Yahya Kemal’in -bir mektup dışında- hiç söz açmamış olması da, Beşir Bey’in ince gözlemleri arasında…
Park Otel maddesini andım. Oysa “İnan, Mustafa” maddesi de birçok anıyla çıkageldi. Bu iki madde, hayatımda iç içe. Mustafa İnan babamın arkadaşıydı. Zürih Teknik Üniversitesi’nde öğrenciyken başlayan bu arkadaşlık, İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki öğretim üyeliği döneminde de sürmüş. Profesör Mustafa İnan, Yahya Kemal’in yakınları arasında olmakla iftihar ederdi. Bir kez hep birlikte, ailecek, Mustafa Bey’in peşine takılmış, Park Otel’de Yahya Kemal’i ziyarete gitmiştik.
Altı yedi yaşlarımdaydım. Okula başlamıştım. Yahya Kemal’in ünü evimizde doruktaydı. Hatırladıklarımı, sonra, uzun yıllar sonra, biraz değiştirerek, biraz karalar çalarak Yahya Kemal’e, Cemil Şevket Bey, Aynalı Dolaba İki El Revolver’de bir roman sahnesi yaptım. Saklamayacağım: Yazmaktan mutluluk duyduğum, bugün de hoşuma giden bir sahnedir...
Öyle anlaşılıyor ki, Yahya Kemal, sevgileri, dostlukları konusunda pek çok tedirginliği ömür boyu sürdürmüş. “İthaflar” maddesini okuyunca, açık seçik kavrıyorsunuz. Geri alınan ithafların asıl hikâyelerini öğrenmek isterdim. Büyük yalnızlıklarını kendilerine tek yoldaş kılanların böylesi tedirginlikleri her zaman oluyor.
Yetiştiğim yıllarda, İstanbul, hemen hep Yahya Kemal’in şiirleriyle birlikte anılır, birlikte yaşanırdı. Daha önce yazdım: 1950 sonrasında, hele, Yahya Kemal’in bazı şiirleri Hürriyet gazetesinde yayımlanırken, şair de şiir sanatından en habersizlerin bile hayatında yer almıştı. Tektük Ahmet Haşim hayranı vardı. Aslında Haşim handiyse unutulmuştu.
Ama yolunuz Kanlıca’ya düşmüşse, ille Kanlıca’nın yoğurdu yenecek -ben, pudra şekerlisine bayılırdım-, ille Yahya Kemal’in dizeleri söylenecek: “Günler kısaldı. Kanlıca’nın ihtiyarları / Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.” İşin tuhafı, bizim Kanlıca gezintilerimiz daima yaz günlerine rastlardı. Ne günler kısalmış, ne ortalıkta sonbahardan iz var.
Beşir Ayvazoğlu, Yahya Kemal’deki Kanlıca tutkusunu ta 1927’ye götürüyor, “Kar Mûsîkîleri”ndeki körfezin, Kanlıca Körfezi olduğunu belirtiyor. Sonra, şairin unutulmaz “Geçmiş Yaz” şiirinden söz açılıyor: Yine Kanlıca, körfez, “Mehtap… iri güller… ve senin en güzel aksin…”
Alfabetik gitmeyip Kandilli’yi sonraya bırakmamın sebebi, Kandilli’ye seyrek gidişimiz. Zaten Kandilli daha çok rasathanesiyle anlatılırdı. Küçücük gördüğümüz yıldızların teleskoplardan kocaman gözüktüğünü dinler; evimizde hep bir teleskop olmasını isterdim…
Sonraları “Akşam Mûsîkîsi”ni okuyunca, çarpılıp kalacaktım. Kandilli de Yahya Kemal’li bir semt olacaktı.
Gelelim Koca Mustâpaşa maddesine; onu, 7 Mart 2007 günü, eve döner dönmez okumuştum. İstanbul’un bu eski semtinin bendeki etkisi çocukluğuma rastlıyor. Ne zamandı, kestiremiyorum; ilk görüşten sonra Koca Mustâpaşa’ya vurulmuştum. Oraya hiçbir zaman Koca Mustafapaşa demedim. Koca Mustâpaşa söyleyişi bence semtin alçak gönüllülüğüne çok yaraşıyor.
Yahya Kemal’in semti dile getiren şiirini lise yıllarımda okudum. Beşir Bey, ilkokul kitaplarından birinde okuduğu “Akıncı”yı anıyor, Yahya Kemal’i “Akıncı”yla birlikte sevdiğini söylüyor. Bense, “Koca Mustâpaşa”dan sonra… Bu şiirin gizini, gizemini çözebilmiş değilim. Ama “Koca Mustâpaşa”da İstanbul’un bütün bir tarihini, hem yalnızca tarihi değil, İstanbul’da büyük çoğunluğun talihini de yakalarım.
Aynı hava “Atik-Valde’den İnen Sokakta” da eser. Beşir Ayvazoğlu’ndan öğrendiğimize göre, Yahya Kemal Üsküdar’daki Atik Valide semtini çok severmiş. 1930’larda Moda’da otururken oraya sık sık gelirmiş. Şiirin yazılış öyküsünü Beşir Bey ayrıntılarıyla aktarıyor.
Atik Valide’de şair, “onlardan” biri olmadığını sezmiştir; “bir gurbet akşamı”ndadır. “Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı”nı yaşamaktadır. Kerpiç evler, “fıkara kızcağızları”…
Ruhun karmaşasından duyulmuş azap, “Koca Mustâpaşa”da, Türk şiirinin en içli dizelerinden birine ulaşır:
“Örtüyor fakrı asaletle çekilmiş perde.”
Kimdi Yahya Kemal? Moda’ya gelir gelmez ve “Modada Mayıs”ı hatırlar hatırlamaz, bildik, tanıdık biri gibi görünüyor. Avrupa’dan döndükten sonra Moda’da kalmış, önce bir köşkte konuk, sonra Madam Papa’nın köşkünün bir odasına kiracı, bir ara Modapalas’ta… Modapalas’ın son günlerini hayal meyal gözümün önüne getirebiliyorum. Moda Deniz Kulübü’ne gitmeyi severmiş. Münir Nurettin’le orada tanışmış.
Sonra Park Otel’de gördüğüm, şişman, mağrur ve yapayalnız adam… Beşir Ayvazoğlu, Yahya Kemal Ansiklopedik Biyografi’siyle bir anıt eser armağan etti. Ben yalnızca İstanbul sayfalarından kısacık söz açtım…
|