Üye Grubu : Moderatör adayı
Nerden :
Mesajlar : 2034
Konular : 1678
Üye İd : 6
Rep Gücü : +1042/-0
Offline
|
 |
« : 03 Mayıs 2008, 20:03:42 » |
|
Yarım asırlık bir ‘Mehtap’ hikâyesi H.SALİH ZENGİN İsmini, ünlü şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’dan alan Emirgan’daki Mehtap Kafeterya, bir süredir ‘tadilat dolayısıyla kapalı’. Müşterileri arasında Necip Fazıl, Behçet Necatigil, Fuad Köprülü, Osman Yüksel Serdengeçti ve Faruk Nafiz Çamlıbel gibi önemli insanların olduğu, Boğaz’ın serin sularına bakan bu sessiz tarihî mekânın neden ıssızlaştığını merak ettik ve peşine düştük. Meğer Mehtap, artık Emirgan’daki eski yerinde doğmayacakmış.
İçinde bulunduğumuz 2008 yılı ‘Yahya Kemal Yılı’... Zaman’ın 3 Kasım 2007 tarihinde “2008 Yahya Kemal yılı olsun” çağrısına Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay destek verince 2008 yılı Türk şiirinin önemli ustalarından Yahya Kemal Beyatlı’ya ayrıldı. Toplumsal bir hafıza oluşması için hatıraların titizlikle saklanması gerektiğini söyleyerek Yahya Kemal’in yaşadığı mekânların da belirleneceği müjdesini veren Bakan Günay’ın dileğine katılmamak mümkün değil. Biz de bu vesileyle şairimizin neredeyse yaşadığı dönemde her gün uğrak yeri olan ve Sokrates tarzında canlı sohbetleriyle bilgilerini başkalarına aktardığı meşhur Emirgan sohbetlerinin yapıldığı mekana uzandık.
Niyetimiz, o serin çınar altının gölgesinde ince belli bardakta demli bir çay içmek ve Yahya Kemal’in adını bizzat kendisinin verdiği ‘Mehtap Kafeterya’da şairin şu şiirini okumaktı: “Gurbette duyduğum sonu gelmez hüzünleri, / Yaprakların döküldüğü hicranlı günleri, / Andım birer birer, acıdım kendi hâlime. / Tenhâ Emirgân’ın Çınaraltı’nda kahvesi, / Poyrazla söyleşir gibi yaprakların sesi...”
Ancak bütün hayallerimiz ‘Tadilat nedeniyle kapalıdır’ yazısıyla karşılaşınca Boğaz’ın gri suyuna karıştı. İlk açıldığı 1953’ten bu yana bir gün bile kapanmayan Mehtap Kafeterya’nın bahçesindeki dört çınar ağacının poyrazla söyleşen yapraklarının sesini dinlemeye gönlümüz el vermedi. Nice İstanbullunun, şairin ve yazarın hatıralarında yer eden bu nezih mekanın başına gelenleri öğrenmek için eski bir müdavim olarak Mehmet Ulusal’ın kapısını çaldık.
‘Mehtap ismini Yahya Kemal verdi’
Mehmet Ulusal, açtığı mekanla yaşıt eski zaman insanı. 1951 yılında iki yalının enkazının üzerine iki yıllık bir çalışmadan sonra Mehtap Kafeterya’nın şimdiki binasını yapan Mehmet Amca, şu an 80 yaşında. 1953’te ruhsat alarak işletmeye açtığı Mehtap Kafeterya, tam 55 yıldır onun güleryüzüyle birlikte var olageldi. Nice şair ve yazarı serin gölgesine çeken Emirgan Çınaraltı, Mehtap Kafeterya ile birlikte deyim yerindeyse sınıf atlamıştı. Köşe kısımlara koltuk ve masalar yerleştiren Mehmet Ulusal, böylece dönemin ünlü edebiyatçılarını ağırlamaya başlar. Hatta öyle ki; açtığı mekanın ismini bizzat Yahya Kemal verir. Gerisini Mehmet Amca’dan dinleyelim: “O zamanlar için lüks bir mekandı Mehtap. Seçkin insanlar bana gelirdi hep. Yahya Kemal, bana ‘genç patron’ diye seslenirdi. 25 yaşındaydım. Bana ‘Bu mekana bir isim koy da arkadaşlara söyleyelim’ dedi. ‘Sen varken bana isim koymak düşer mi?’ dedim. Etrafında 16 kişi çıktı. ‘Bana 16 tane kağıt getir. Kalemi olmayan var mı?’ dedi. Hepsi değerli adam olduğu için herkesin kalemi vardı tabii. Herkes bir isim yazdı. ‘Hocam, okumaya ilk senden başlayalım.’ dediler. Yahya Kemal ‘Mehtap’ deyince hepsi yazdıklarını buruşturup attı.”
Ünlü Şair Yahya Kemal Beyatlı’nın neredeyse her gün uğradığı Mehtap Kafeterya’nın tam önünde o zamanlar bir çam ağacı varmış. Mehmet Amca, “Kanlıca’nın üzerinden mehtap doğarken çam, dolunayı ikiye bölerdi. Yukarı çıkınca da birleşir tek parça olurdu. Yahya Kemal, bunu izlerdi.” diyor. Beyatlı’nın her ikindi vakti gelip gece 1’e kadar burada oturduğunu söyleyen Mehmet Ulusal, “Yahya Kemal çok dağınıktı, her yediğini üzerine akıtırdı. Boğazına çok düşkündü.” diyor gülümseyerek. Sık sık da ateşli konuşmalarını dinlemek için masalarına oturduğunu belirtiyor. Tabii Yahya Kemal yanında Necip Fazıl Kısakürek, Behçet Necatigil, Faruk Nafiz Çamlıbel, Celal Bayar, Fuad Köprülü, Osman Yüksel Serdengeçti, Şemsettin Günalp ve Kasım Gülek gibi birçok sanatçı ve siyasetçinin de çay içip sohbete katılmak için geldiği bir yermiş Mehtap. “O zamanlar burası hep bülbüldü. Her yerden bülbül sesi duyulurdu. Şimdi her yer gecekondu oldu, her tür insanlar geliyor. Bozulunca şairler, sanatçılar da kesildi artık. 1960 ihtilalinden sonra gelen kimse kalmadı.” diyor hüzünle.
İyi de Mehtap neden tarih oldu?
Peki bu kadar değerli müdavimi bulunan Mehtap Kafeterya şimdi neden kapalı? Emirgan’daki Çınaraltı’nın hemen yanında bulunan Tarihi Mehtap Kafe’nin kapanmasının öyküsü biraz da Türkiye’deki paranın her şeyi satın alma gücüne teslim olma dönüşümünde gizli. Kendisi yaşlanınca 1986 yılında Artvinli iki hemşehrisini ortak olarak yanına alan Mehmet Ulusal, dönüşü olmayan bir yola girdiğinden habersizdir. “Ortaklarım Mevlüt Kocadağ ve İbrahim Orga biraz zayıf karakterli olduğu için mal sahibime benden habersiz ortaklık teklif etmişler. Kira ödemeye gittiğimde Güzin Güney Hanım bana, ‘Nasıl ortaklar almışsınız, bana gelip yüksek kira teklif ettiler’ dedi. Ben de onları uyardım. Onlar da ‘yanlış yaptık’ deyince bir şey demedim.” diyen Ulusal, daha sonra ortaklarının buraya Sütiş tabelası astıklarını kaydediyor. Herkesin yine de Mehtap diye bildiği kafeteryanın yeri satılığa çıkarılınca Mehmet Amca parası olduğu halde çoluk çocuğu olmadığı için satın almaktan vazgeçmiş. Burayı satın alan Giresunlu bir müteahhit bu iki ortakla anlaşınca mekanı terk etmek zorunda kalmış. Ancak Mehmet Amca, binaları kendisi yaptığı için dava açmış karşı tarafa. “Ben kimsenin hakkını yemedim. Temizlikçisinden genç çocuklara kadar herkesin sigortasını ödedim. İstediğim sadece binalarla ilgili bedelin bana ödenmesi. Burası sit alanı olduğu için topraktan daha değerli binalar.” diyen Mehmet Amca, mahkemeyi kaybedince binanın yanında çay satmaya başlamış. Ancak yıllarını verdiği, gecesini gündüzüne kattığı mekanına baskın düzenleyen zabıta, hiçbir tebligat yapmadan büfedeki her şeyine el koymuş. “Sarıyer Belediyesi’nden değil de Büyükşehir Belediyesi’nden zabıtalar geldi ve ne var ne yoksa el koydular. 1953’ten bu yana ruhsatım var. Büfe ruhsatım ise 1961’den beri mevcut. Yıllardır oradayım. Benim malımı götürmeye yetkileri yok oysa, ona da dava açtık.” diyor. Mehmet Amca, en sonunda çare olarak Sabancı Müzesi’nin hemen yanında, Emirgan Koru’sunun girişindeki Konak Restaurant’la ortaklık yaparak Tarihi Mehtap Kafeterya’yı oraya taşımış. Üç katlı bu yeni mekanda tarihi Mehtap Kafeterya’nın eski müşterilerini tekrar ağırlamaya başlayan Mehmet Amca’nın yeni mekanının bahçesinde artık çınarlar yok. Ne olmuş ki? Zaten artık Emirgan’ın sabahları öten bülbülleri de yok... Linklerin - Mail adreslerinin - Ftp adreslerinin görülmesine izin verilmiyor Linkleri- Mail adreslerini - Ftp adreslerini görebilmek için Üye Olun veya Giriş Yapın
‘Necip Fazıl da Behçet Kemal’da müşterimdi’
“Mehtap’ı ilk açtığımda bahçeye dört çınar, iki tane ıhlamur dikmiştim. 1990’da İstanbul Orman Fakültesi’nden mühendisler geldi. Benim diktiğim çınarların yaşını 132 diye hesaplayıp ‘tarihi çınar’ diye kayda aldılar.”
“Necip Fazıl müşterimdi. Tövbekar olmadan önce sarhoştu, çok içki içerdi. Benden hep borç para isterdi. Bana ‘Benim sana borcum var; ama senin paraya ihtiyacın yok’ derdi. Borcunu vermezdi. Zaten almak için de vermezdim. Boyuna hapse atıyorlardı adamı, nereden para kazanacaktı ki? Tövbekar olduktan sonra birkaç kez uğradı, yaşlanmıştı o zaman.”
“Behçet Kemal Çağlar’ı ben sevmezdim, o da beni sevmezdi. Ama ona belli etmezdim. Onu ‘Kâbe, Arap’ın olsun, bize Çankaya yeter’ şiiri inançlarımla ters düştüğü için sevmezdim. Yoksa bana ne?”
“Faruk Nafiz Çamlıbel gelirdi. Milletvekili olduktan sonra seyrek gelmeye başladı.”
“Reis-i cumhur iken Celal Bayar gelirdi. Sonra Süleyman Demirel, Nazmiye Hanım’la birlikte gelirdi. O gelince etrafı yağcılarla dolardı. Bütün masalar dolardı.
“Sakıp Sabancı’nın babası Hacı Ömer Sabancı, yazları gelirdi. Her gün uğrardı bana.”
“Öztürk Serengil bana ‘Hemşerim hemşerim’ derdi. Meğer Artvin’de babası memurmuş. Beni dolandırdı resmen. O zamanın parasıyla 300 lira borç aldı; ama hiçbir zaman geri ödemedi. Libya lideri Kaddafi’den bile orada iken ‘senin reklamını yapacağım’ diye para almıştı.
“En çok çay içen, Atatürk’ün talimatıyla siyasete giren Adana Milletvekili Kasım Gülek idi.”
|