|
|
 |
« : 03 Ağustos 2008, 16:32:17 » |
|
Sabrın ve incelikle çatlamanın kitabı YILDIZ RAMAZANOĞLU Sibel Eraslan’ın ikinci öykü kitabı çıktı: Parçası Benden. Bu sek sek oyununun kurallarından biri. Taşınız kırıldığında herkesten önce böyle haykırmazsanız oyundan atılırsınız. Gözümüzün önüne imgeler doluşuveriyor. Kırmızı rugan ayakkabı, kokulu silgi, kenar süsleri, yazılı kâğıdına düşülen yıldızlı pekiyiler ya da daha çok çalışmalısın ibareleri. Sokakta oyun çizgilerinin üzerinde zıplayan bir çocuğun hızla büyüyen ellerini, uzayan bacaklarını, orantısız kollarını fark etmesi ama içindeki fırtınaların dışarıdan bir türlü görülememesi. Yol çizgilerinin birbirine karışması, sonra da bir DNA sarmalı gibi yazgının şifrelerinin açılması ve bu esnada geçilen dolambaçlı yollar.
Kitaptaki öykülerde yetişkinlik safhasında hayallerin, yerini vazgeçişlere, katlanmalara, arzuyu bilinmeyen yarınlara ertelemeye bıraktığını görüyoruz. Kadınlık rolü, susmayı, örtmeyi, saklamayı gerektiriyor çünkü.
Kadın gözüyle
Balık ve Tango adlı ilk öykü kitabındaki insanlık hallerini bu kitapta oylumlayarak, derinleştirerek sürdürüyor yazar. Erkek kahramanlar var ama insan, daha çok kadın üzerinden anlatılıyor. Öykü dili de içten içe daha toplumsal olana evrilmiş. Gündelik hayatın örülüşü, rollerin dağılımı bunun yarattığı gerilimler ustalıkla yakın çekime alınmış.
‘Şarkılar Seni Söyler’ adlı öyküde aile içinde dillendirilmediği halde neredeyse yaşamın şifrelerini babayla annenin bakışmalarındaki heyecansızlıktan, annenin işlediği nakışlardaki işaretlerden, sembolik susmalardan anlayan, ilişkileri sırlarla dolu vücut hareketlerini izleyerek çözen bir kız çocukla karşılaşırız. Yaşamı öğrenmeye çalıştığı yerde, dile gelmeyen aşk acıları yaşanmakta, küçük kız ev içinden elde ettiği deneyimle sineye çekmeyi, arzularını tutkuyla takip etmek yerine vazgeçmeyi, katlanarak ecir kazanma, sevaba erme kültürünü içselleştirmiştir.
Hikâyeleri kadın var oluşunu esas alarak takip ettiğimizde, yazarın tıpkı ormanda geri dönüş yolunu bulmak için ekmek kırıntıları serpen Hansel ve Gretel masalındaki gibi okura işaretler serptiğini söylemek mümkün. Katlanma kültürünün eleştirisi metinlerde çok derinlerden ince sızıları deşifre ederek yapılmış.
‘Sevgili Sesilya Abla’da Batılı bir kız olan Sesilya’nın İngiltere’den gelişiyle güçlü ne istediğini bilen bir kadın profili çıkar karşımıza. Neredeyse bu bizim Batı’yla karşılaşmamızdır. Beline kadar uzamış sarı saçlarıyla mahalleyi fetheder ve tüm mahallelinin yüreğine İngilizce öğrenme aşkını indiriverir. Dayısının mektup arkadaşıdır ve görünümü bile ilgi odağı olması için yeterlidir. Bizim öteki sulara açılışımızın görüntü üzerinden olduğunun dışavurumudur bu öykü.
Parçası Benden ile tekrar döneriz içimize. İçimiz fedakarlık iyilik ve sadakat doludur. İçimizde dünyada uğradığımız haksızlıklara ve dünyanın acımasız darbelerine karşı bizi dayanıklı kılan bir mekanizma kurulmuştur. Hep ötekini öncelemek, kendinden başka herkesi temize çıkarmak, suçu nefsinde görmek, öyle değilse eğer, içimizdeki işleyişi bu yönde değiştirmek gibi mistik ve tasavvufi bir hal.
Aynı insanî amaçlar doğrultusunda birlikte bir dergide çalıştığı, sevdiği ve sevildiği sözlüsü Yıldıray, savaş esnasında Bosna’ya gidip Boşnak bir kıza âşık olmuştur. Sözlüsünü kaybeden hatta başkasıyla olan düğün davetiyesini alan Yadigar’ın düşüncelerinde billurlaşmaktadır bu aşırı iyilik hali.
“Halbuki Nirmeliça? O benim dünya ahiret mazlum kardeşim. Su, elbette küçüğün hakkıdır, böyle serzenişte bulunduğuma bakma Nirmeliça, su elbette senindir güzel gelin. Babasıyla abisini vurmuş Sırplar, anacığıyla bacısı, bir de bu kalmışlar. Yıldıray’ın gönlü, dönüşte bırakmaya razı olmamış Nirmeliça’yı. Derviş tabiatlıdır Yadigar, beni anlar demiş.”
Aslında savaş bahanesiyle bir sadakatsizliğe ve ihanete uğramıştır, bu düpedüz bir kötülüktür ama bunu böyle koyarsa kadın kahraman başkaldıran biri gibi algılanacaktır ve bununla baş etmeyi göze alamaz. En iyisi her şeyi iyilik halesiyle kuşatıp ihanetin üzerini örtmektir.
‘Ay Dersleri’ adlı öyküde yazar kocası tarafından aldatılan bir kadını anlatmış. Kocanın hastalanıp hastaneye kaldırılışını haber veren genç sevgili karşısında tutumu da meleksi bir roldür.
“Olgunlukla karşılayacaktı kocasını, anlayış gösterecekti. Zaten olayın tam olarak nasıl geliştiğini de bilmiyordu, kızının babası hastaydı önemli olan da buydu.” diyerek affetmeye mazur görmeye bir kez daha sabır ve fedakarlık göstererek kendini silmeye kapı aralıyordu. Aralık kapıları kimi açık kimi kapalı sanırdı ama onun konumu düpedüz arada kalmaktı ve yazar tam da aralıkta duran bir kadın tipi çiziyordu.
Düşünüyor taşınıyor, acı çekiyordu çekmesine ama “her kadının düşmeden tamamlaması gereken zorunlu hareketler vardı hayatında”. O da ne pahasına olursa olsun ailenin bütünlüğünü bozmamak, herkesin iyi ve mutlu gününü görmek uğruna kendini silmek olsa gerek.
Kendini silmenin kuşaktan kuşağa aktarılan bir yanı vardır ve bu son tahlilde ecir umuduyla aslında doğrudan ahsen-i takvim olarak yaratılan insanın silinmesidir. İnanç sahibi bir insandan beklenen bu olmasa gerek. Yazarın ince ve titiz bir işçilikle, sabır ve fedakarlığın sesine de kulak vererek hatta gereğinden fazla yumuşak bir üslupla bu silinişi içten içe reddettiğini görebiliyoruz. Bu da Sibel Eraslan farkı, naifliği.
Parçası Benden
Sibel Eraslan
Dergah Yayınları
|