Forumbeles.com | Eğitim, Eğlence, Kültür, Sanat, Aşk, Sevgi, Wallpaper, Dini Konular, Komik Videolar, Resimler, Oyun Download, Program Download, İşletim Sistemi, Güvenlik, Cep Telefonları, Videolar, Ödev, Tez, Biyografiler, Aşk & Sevgi & Dostluk > Genel Kültür > Kültür (Moderatör: bayrak) > Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir
Sayfa: [1]   Aşşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir  (Okunma Sayısı 35 defa)
08 Ekim 2008, 13:09:33
 
*


 Üye Grubu : Bizden biri
 Nerden :
 Mesajlar : 494
 Konular : 403
 Üye İd : 13
 Rep Gücü : +540/-0

Offline Offline

Üyelik Bilgileri
 
« : 08 Ekim 2008, 13:09:33 »




Belgesel fotoğraf ve fotoröportaj son yıllarda Türkiye'de de gelişen bir alan. Fotoğraf sanatçısı Özcan Yurdalan'ın da "Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj" adlı kitabı yeni çıkmışken, bu konuyu onunla konuşalım istedik. Yurdalan, söyleşimizde fotoğrafın hayata müdahil olma olanakları, dünyada ve Türkiye'de belgesel fotoğrafın durumu üzerine de önemli bilgiler verdi.

Kitabınızda Türkiye'de fotoğraf üzerine teorik tartışmaların yeterince yapılmadığını söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?


Fotoğrafın teorik yanının ihmal edilmiş olması genel bir problem. Türkiye'de diğer alanlarda da, ifade biçimleri üzerinde de teorik çalışmalar pek yok ama fotoğrafta hiç yok. Fotoğraf çok yeni bir buluş. Ama biz bugüne kadar yaşanan süreci, aşamaları, toplumsal nedenleriyle birlikte kuramsal olarak ele almadık. Yani fotoğraf, insanların hayatına girdikten sonra, toplumların hayatında bir yer tutmaya başladıktan sonra ne gibi değişiklikler yarattı; bunu hiç düşünmedik, araştırmadık, tartışmadık. Yaygın kullanım alanı bulduktan sonra bireyin ve toplumların hayatında kendine bir yer açtı fotoğraf. Gerek ifade biçimi olarak, gerekse kişisel ve toplumsal tarihlerin bir kayıt aracı olarak... Fotoğraf aracılığıyla yapılan kayıtların kendi toplumumuzda ve kendi hayatlarımızda neye karşılık geldiği konusunda düşünsel bir çaba harcanmadı. Batı'da bu konuda çok yazan çizen insanlar vardı, hem de sadece fotoğraftan değil farklı disiplinlerden de -felsefeden ya da göstergebilimden- düşünen insanlar oldu. Onların kitapları daha yeni çevriliyor. Hal böyleyken biz fotoğrafın geçen yüzyılını aslında tek bir kitapla kapattık Türkiye'de. O da Aydemir Gökgöz'ün fotoğrafın tekniğini anlatan temel fotoğrafçılık kitabıdır. Yakın dönemde yayınlanan teknik kitaplar da biraz daha derli toplu ve kapsamlı olmasına rağmen onun çerçevesinin dışına çıkamadı. Fotoğraf iki ayaklı bir iş. Bir, tekniğini bilmek gerekiyor, iki, kuramını... Biz yalnızca kuram alanında değil teknik alanda da zayıf kaldık. Anlı şanlı fotoğrafçılarımız oldu ama teknik elemanlar, efsanevi karanlık odacılar hemen hiç olmadı fotoğrafımızda. Tıpkı eleştirmenlerimiz, koleksiyoncularımız, araştırmacılarımız, kuramcılarımız olmadığı gibi. Şimdilerde fotoğraf yapı değiştirdi. Artık film üstüne değil sayısal ortama kaydediyoruz. Fotoğrafın ilk günlerinden beri fizik bilimiyle eşit ağırlıkta rol oynayan kimya artık devre dışı kalıyor. “Sayısal mı kimyasal mı?” türünden tartışmalar dışında beslenebileceğimiz bir zihinsel faaliyet henüz görünürde yok. Bugüne kadar biriktirebildiğimiz sözler biraz önce söylediğim çerçeve içinde, yani var olanın tekrarı çerçevesi içinde teknik boyutla sınırlı kaldı. Aynı biçimde fotoğrafın estetiği de derinlemesine bir tartışma konusu olmadı. Fotoğraf estetiğinin hareket noktası, aslına bakarsanız resim estetiğinin fotoğrafa uyarlanmasıdır. Yani hayatın iki boyutlu düzlem üstünde resim tekniği yerine fotoğraf tekniği ile yeniden üretilmesi... Dolayısıyla fotoğraf, başlangıçta resim estetiğini ödünç aldı ve kısa bir süre paralel gittiler. Hemen ardından resim kendine yeni bir zemin yarattı. Ancak bu süre içindeki ilişkileri bir tür fotoğraf-resim rekabeti gibi algılandı. Fotoğrafın sanat olup olmadığı tartışmaları hep bu temel üzerinden yapıldı. Oysa fotoğraf, kendi başına farklı bir ifade biçimi olarak hayatın yeniden üretilmesi ya da kopyalanması tarzıdır. Böyle olunca da estetiği, resim estetiğinden farklı olmalıdır. Lafı Türkiye’de yaygın olan fotoğraf estetiği anlayışına getirmeye çalışıyorum. Bugüne kadar söylenenler, yazılıp çizilenler, resmin ta Rönesans'taki estetiğinin yeniden üretilmesi ve fotoğrafa yamanması biçiminde ortaya çıktı. Dolayısıyla bu alanda ciddi bir eksiklik var. Örnek vermek gerekirse, hala fotoğrafta kompozisyon gibi konuların tartışması yürümekte ya da bu kapsamda yayınlar hala çıkmakta. Peki ama fotoğrafın gerek insan hayatında gerek toplumların hayatında bir işlevi varsa, bunun sözü nasıl kurulacak? Yani kuramsal çalışmalar hangi çerçeve içinde değerlendirilecek, ihtiyaç ne? Bugüne kadar yazılıp çizilenler yetersizdir. Çevirilerden kopyalanıp yapıştırılmış metinler özgün fikirlerden ve metinlerden misliyle çok sayıda ortalıkta dolaşmaktadır. Benim yazdıklarım da muaf değil.
Belgesel fotoğrafa gelecek olursak... Belgesel fotoğrafa yaklaşımınızı öğrenebilir miyiz?


Belgesel fotoğraf aslında fotoğrafın doğasında olan bir şey: fotoğrafın belgeleme özelliği... Her fotoğraf bir belge aslına bakarsak, ne çekersek çekelim. İster hatıra fotoğrafı ister vesikalık ya da sokakta yürürken hoşumuza giden, deklanşöre bastığımız anlar. Bunların her biri birer belge özelliği taşıyor aslında. Ama belge nedir diye düşünecek olursak şunu söyleyebiliriz: Belge, herhangi bir durumun mutlak varlığını, onun saf gerçekliğini, tartışmasız bütünlüğünü yansıtan bir şey değildir. Sadece bir uzlaşmadır. Belirli bir süreye, tanımlı mekana ilişkin kabullerdir. Bir durumun, anın, kabul edilmiş tespiti. Belgenin ne olduğu sorusunun yanıtı, belgenin aslında yanlı bir şey olduğudur. Onu kaydedenin, belge haline getirerek yeniden sunanın, ideolojisiyle, toplumsal duruşuyla, felsefesiyle doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla belgesel fotoğraf dediğimiz şey de mutlak bir doğruyu, hayatın saf gerçekliğini kopya eden değildir; fotoğrafçının baktığı çerçeveden algıladığı hayatın, kavrayabildiği gerçekliğin fotoğrafik görüntü olarak yeniden üretilmesidir. İster konvansiyonel olsun, ister şimdilerde yapıldığı gibi dijital olsun... Belgesel fotoğraf dediğimiz şey, fotoğrafçının algıladığı hayatın ifade edilmesidir bir yanıyla... Neyin belgesidir diye soracak olursak, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir. "Bu oldu ve ben bunu böyle gördüm" sözünün kuruluşudur belgesel fotoğraf... Fotoğrafın belgesel özelliğinin ilk ortaya çıktığı zamanlar önemli bir yanılsama söz konusuydu. Yani bir durum, bir olay fotoğrafa kaydedilmişse bu mutlaktır, doğrudur diye bir inanç vardı başlarda. Fotoğrafın bu yanılsamasını, inandırıcı özelliğini ilk Naziler fark ediyor ve etkin biçimde propaganda aracı olarak kullanıyorlar. Ama daha sonra şu anlaşılıyor: fotoğraf, fotoğrafçının gördüğü, kavradığı, anlatmak istediği gerçekliğin kanıtıdır, belgesidir, kaydıdır.
Burada özellikle fotoğrafçının duruşuna vurgu yapıyorsunuz.


Manipülasyon, dijital fotoğrafla beraber iyice kolaylaştıktan sonra ciddi bir güvensizlik ortamı doğdu. Fotoğraflar artık tanımlı gerçeği gösteren imgeler değiller. İnsan davranışlarını etkilemek amacıyla yalanın ve manipüle edilmiş gerçeğin sunulduğu bir araç olarak ortaya çıkıyorlar. Yani fotoğrafa duyulan ilk baştaki güven büyük oranda ortadan kalktı. Bu yanıyla fotoğraf, yalan söylemenin en güçlü aracı. Tam bu aşamada zaten, dürüst fotoğraf, sorumlu fotoğraf gibi kavramlar da beraberinde geldi. Artık günümüzde tartışılmaya başlanan şey de bu kavramlar... Fotoğrafın gerçekliği ifadesinden çok, fotoğrafçının dürüstlüğü, sorumluluk anlayışı, gerçekliğe nasıl baktığı artık fotoğrafın sorunsalı... Belgesel fotoğrafta genel bir tanım yapılacak olursa eğer, fotoğrafçının kavradığı gerçekliğin yeniden sunumudur kısaca. Bu noktada aramamız gereken şey de fotoğrafçının dürüstlüğüdür. Fotoğrafçının gördüğü ve ifade etmek istediği gerçekliğe duyduğu saygı kadar konusunu kendi hakikatine uygun şekilde yani sahih biçimde aktarması da önemlidir. Belgesel fotoğraf tabii ki, en genel çerçeve içinde fotoğrafın kendisidir. Her fotoğraf belgedir, ama her fotoğraf belgesel değildir. Belgesel fotoğrafın ortaya çıkması için gerekli olan, fotoğrafçının bakış açısının o fotoğrafa yansımasının zorunluluğudur. Eğer ki fotoğrafçının dünya görüşü, estetik anlayışı, kendi sözü, ele aldığı konuya bir biçimde dahil olup onun içinde eriyerek bir görüntü yaratıyorsa buna artık belgesel fotoğraf diyebiliriz.
Fotoröportajın belgesel fotoğrafla ilişkisi nasıl peki?


Belgesel fotoğrafın farklı yaklaşımları, ortaya çıkışında izlenecek farklı yollar var, bunlardan biri de fotoröportaj... Fotoröportaj belgesel fotoğrafın bir uygulama yöntemidir. Birden fazla fotoğrafın bir araya gelerek bir hikâye anlatması tavrıdır. Ama bunda temel koşul şu ki, fotoğrafçının anlatmak istediği, ele aldığı konuya dâhil olması, onu anlamış olması, içerden çekilmesi beklenir... Fotoğraf çeşitli yaklaşımlarla çekilebilir. Konunun dışından çekilebilir, örneğin gezi fotoğrafı gibi; konunun içinden çekilebilir, örneğin belgesel fotoğraf gibi... Olan biteni anlamaya çalışarak, konunun içinde kendini var ederek, bir hikaye kurma arzusuyla çekilen ise fotoröportajdır. Fotoröportajın diğer belgeleme fotoğraflarından temel farkı, fotoğrafçının öncelikle bir anlama çabasını da barındırmasıdır. Fotoğrafçının bir anlama çabasını içinde hissederek, ne olup bittiğini çözümlemeye çalışarak konuyu kavraması ve bundan sonra da görsel dile tercüme etmesidir. Bu yanıyla da fotoröportaj hayatı bir anlama biçimi olduğu için hayatın karşısında kişinin alması gereken tutumu da işaret ediyor. Nedir bu tutum? Öncelikle bir merak, anlama çabası ve onun gerçeğini keşfedebilme macerası. Bu yanlarıyla fotoröportaj, önemli bir iş...
Tam da burada, belgesel fotoğraf ya da daha özelde fotoröportaj, hayata bir müdahale olanağı sağlıyor mu?


Sağlıyor bir yanıyla... Yani belgesel fotoğrafın geçmişine baktığımızda da bunun klasik örnekleri var. Örneğin geçmişte Amerikan Çiftçi Birliği'nin yaptığı fotoğraf çalışması... Son dönemde çeşitli toplumsal sorunlara yönelmiş, aklını fikrini o meselelere takmış fotoğrafçıların yaptığı çalışmalar var. Bunun içinde Salgado'nun yaptığı emek hikayesi gibi önemli çalışmalardan söz edebiliriz. Toplumun marjında yaşayan insanların, örneğin sokak çocuklarının, aile içi şiddetin, evsizlerin ya da marjdaki emeklerin hikayeleri konu alan fotoğrafçıların yaptıkları fotoröportajlar var. Bu yanıyla belgesel fotoğraf toplumsal değişime bir biçimde katkıda bulunuyor. Nasıl katkıda bulunuyor; bir durumu tespit ederek, yine fotoğrafçının kendi algısı çerçevesinde, bir tanıklık olarak güncelleştirilmesini ve tarihe mal edilmesini sağlıyor. Ama belgeselciler artık sadece bununla yetinen insanlar değil. Yani sadece tanık olmak bir belgeselci için yeterli değil. Bunu yapan fotoğrafçılar da var Türkiye'de, örneğin Ara Güler... Ama bunun yanında sosyal belgeselciler diye bir tutum var. Bunlar ele aldıkları konuyu, bir toplumsal problemi değiştirmek, düzeltmek, iyileştirmek için aynı zamanda konuya müdahil oluyorlar ve çektikleri fotoğrafı bu doğrultuda bir itiraz aracı olarak kullanıyorlar. Günümüzde bu böyle... Bunun için şöyle yöntemler uyguluyorlar fotoğrafçılar: artık amaç hayatı estetize etmek ve güzel bir fotoğraf yaratmak olmadığı için ele aldıkları toplumsal ya da kişisel problem her neyse, o alanda çalışan toplumsal örgütlerin içinde yer almaya başlıyorlar. Ya da kendileri bu alanda çalışan teşkilatlar kurarak konunun derinlemesine içine giriyorlar ve düzeltilmesi için çaba harcıyorlar. Sosyal belgeselciler, yaptıkları çalışmanın merkezine kendilerini koymuyorlar, ben şunu yaptım, bunu ettim, öyle baktım böyle çektim gibi kendi kahramanlık hikâyelerini değil, ele aldıkları konuyu gündeme taşıyorlar. Fotoğraf bir başına toplumsal değişimin gerçekleşmesi için yeterli değil, malum. Kesinlikle bir kamu vicdanına dayanması, bir siyasal duruşa tekabül etmesi gerekiyor, yani toplumsal bir rüzgarı arkasına alması lazım ki bir değişim yaratabilsin. Bu yeni bir tespit değil kuşkusuz. Mesela İkinci Dünya Savaşı'yla birlikte savaş karşıtı hareketlerin ortaya çıkmasında Magnum'un fotoğrafları çok etkili oldu. Ama zaten güçlü savaş karşıtı rüzgar esmekteydi, onun daha da güçlenmesine, etkili olmasına katkıda bulundular. İkisi birbirini besledi. Yani demek ki tek başına yeterli değil... Sosyal-belgesel fotoğraf, toplumsal muhalefetle birlikte hareket etmesi halinde bir değişime yol açabilir ya da belli konuların altını çizerek farkındalık yaratarak değişime etki edebilecek bir enerji yaratabilir.
Türkiye'ye baktığımızda sosyal-belgesel fotoğrafın sıkıntısı böyle güçlü toplumsal bir rüzgarın olmaması mı, yoksa hayata, fotoğrafa böyle bakan sosyal-belgesel fotoğrafçıların olmaması mı?


İkisi de söz konusu. Şöyle bir süreç izlendi: Türkiye'de fotoğraf 12 Eylül öncesi kendine böyle bir alan açmıştı. Yani muhalif bir alanda yer bulmaya çalışıyordu. O dönemde başka bir dünyanın arzusu bugünkü terminolojinin dışında yine ifade ediliyordu. O dönemde toplumsal gerçekçilik akımı etkiliydi. Fotoğraf da kendine bu ortamda yer açarak “gerçekçi fotoğraf”, “toplumsal belgeci fotoğraf” diye bir konum edinmek üzereydi. Bu konuda çalışmalar vardı. Hem kuramsal faaliyetler sürüyor hem çekilen fotoğraflar alternatif yöntemlerle yani sergi salonlarının dışında yaratıcı uygulamalarla sokağa taşınıyordu. Çok sayıda fotoğrafçı kendini bu çerçeve içinde tanımlıyordu. Fotoğraflarıyla hayata müdahil olmak üzere fotoğraf çekiyordu. Amaç yalnızca güzel fotoğraf çekmek, hayatı estetize etmek değil, aynı zamanda hayatı değiştirmekti. Ama 80 darbesiyle birlikte toplumun bütün verimli kanallarının üzerinden buldozer geçti. Bu alan da büyük oranda bastırıldı, sindirildi, aşağılanmaya çalışıldı, yok sayıldı. Yerine başka bir şey ikame edildi: Yaşamı estetize eden fotoğraflar. Türkiye gerçeğinin büyük bir yalan halinde yeniden sunulması. Turistik ikonlar.
Biçimi anlamdan koparan anlayışlar...


Evet.. Dünyada da benzer bir hat gelişti. Fotoröportajın dolaşımdan düşmesine yol açan etkenlerden en önemlisi hareketli görüntüydü. Evlere giren hareketli görüntünün yani televizyonun yaygınlaşmasıyla beraber fotoröportajın güçlü mecrası olan dergiler ortadan kalktı. Biçimci fotoğraf belli bir süre etkisini ağırlığını sürdürdü. Yeni liberal politikaların yaygınlaştığı dönemdi ve genel anlamda yoksulluğa, adaletsizliğe sırtını dönerek güzelliklere yaslanan bir hayat anlayışı, sahte bir kurgu üstünden hazcılığın kutsanması. Bu politikaların üstünü örttüğü dünya gerçeği çok geçmeden kendini gösterdi: "Öte tarafta güç koşullarda yaşayan ve hayatını güçlükle idame ettirmeye çalışan insanlar var. Çok ağır hayat hikayeleri var. Gerçek bizim gördüğümüz gibi çok toz pembe değil demek ki" gibi yeni bir algı doğdu ve 90'larla beraber dünyada da bu gerçekliğe, 'öteki nasıl yaşıyor' merakına bir dönüş yaşandı. Türkiye'de de 90'ların sonunda belgesel fotoğrafta bir yükselme süreci başladı. Şimdi bu mecrada bir yayılma trendi izliyor belgesel fotoğraf. Ama arkasına güçlü bir toplumsal muhalefeti almış değil. Bu yüzden kalıcı olması, bir moda gibi gelip geçmemesi için dikkatli olmak gerekiyor. Bu alanda çalışanların uzun vadeli düşünmesi kurumsal yapılanmayı hedeflemesi gerekiyor. Türkiye'deki siyasetin ve muhalif güçlerin durumu belli. Az sayıda belgesel fotoğrafçı her şeye rağmen kuyruğu dik tutmaya çalışılıyor. Kendilerini değil işledikleri konuları gündeme getirmeye çalışıyorlar. Sorumluluk duyan fotoğrafçılar özellikle üstü kapatılan, televizyonun ve medyanın gözardı ettiği hayatlara yeni bir bakış geliştirilmeye çalışılıyorlar. Yani az sayıdaki belgeselci zayıf da olsa toplumsal muhalefetin paralelinde çalışmalar yürütmeye devam ediyor. Sendikalarla, insan hakları örgütleriyle birlikte çalışan fotoğrafçı arkadaşlarımız var fakat bunlar organik bir yapılanma içinde değiller. Ama her koşulda hayatın değişimine müdahil olmak isteyen insanlar, fotoğrafla kendini ifade etmek arzusunda iseler fotoröportaja, belgesel fotoğrafa bir eğilim gösteriyorlar. Umarım gelip geçici olmaz.
Televizyon ve sinema gibi etkili rıza üretimi araçları varken, bunların arasında belgesel fotoğrafın, fotoröportajın etkisini sorguladığımızda ne söyleyebiliriz?


Dünyada bir hareket daha var. Az önce, belgesel fotoğraf ve fotoröportaj için belli bir yükselme çizgisinde dedik ya, ama aynı biçimde 50'lerin 60'ların belgesel fotoğraf mirasını devraldığını söyleyerek çok etkili faaliyetler yapan bir video hareketi de var dünyada. Videocular şunu çok net söylüyorlar: Biz belgesel fotoğrafın, fotoröportajın mirası üzerinden hareket ediyoruz. Hareketli görüntü kuşkusuz daha fazla etkiye sahip bir araç diyebiliriz. Video hayatın en ücra köşelerine girebilir hale gelince belgesel sinemacılar da bu aracı kullanarak hayatlara bakmaya başladılar. Ama fotoğraf hala hareketli görüntü karşısındaki etkisini yitirmiş değil. Hareketli görüntü bir başka algılama biçiminin aracı, durağan görüntü bir başka algılama biçiminin... Durağan görüntü, öyle kabul ediyoruz ki, hareketli görüntüden daha etkili. Çünkü esas aradığımız şey, an fotoğrafı ve an fotoğrafında deklanşöre basılan an, elde edilen görüntünün anlamı. Bu anlam, yaratılan atmosferle birlikte derinlemesine bir etki yaratıyor bakan insanda. Çünkü biliyorsun, sinema da yan yana gelmiş fotoğraflardan oluşuyor sonuçta... hareketli görüntü... Ama bunların içinden bir tanesi, bir görüntü bütününün etkisine sahipse daha etkileyici bir sonuç yaratıyor. Tekil görüntüyle insanın kurduğu ilişki de farklı. Tek bir fotoğrafı elinize alıp istediğiniz kadar bakabilirsiniz ona, çeşitli biçimlerde de kullanabilirsiniz. Ama hareketli görüntünün insanla kurduğu ilişki yönetmenin verdiği kararla sınırlı tutuyor. Siz onun belirlediği süre kadar ilişki kurabilirsiniz o görüntüyle. Bir de fotoğrafın dili evrensel bir dil. Dünyanın her tarafında büyük oranda, kültürel farklılıklara rağmen geçerli bir dili var. Bu yüzden fotoğraf hala geçerli. Bir diğer yanı da, bir belgesel çalışma içine giren, bir röportaj yapma niyeti içindeki fotoğrafçıyı, hayatın karşısında başka bir hale taşıyor. Bir maceraya çağırıyor. Bir anlama çabasına maruz bırakıyor: "gel bu durumu gör, tanı, anla, ondan sonra fotoğrafla." anlamına geliyor fotoröportaj. Bu yanıyla önemli. İnsanın kendini inşa etmesinin de bir aracı.

Söyleşi: Volkan ALICI, Mavi Defter

Bu Sayfayı Paylaş
Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Logged

Reklamcı
Anahtar Kelime
*****

Admin Çırağı

Mesaj Sayısı: 23262


View Profile
Cevap: Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir
« Oluşturulma zamanı: 08 Ocak 2009, 20:40:58 »

 

Bu Sıfırlarda nerden geldi google.com
Konu: Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir  (Okunma Sayısı 35 defa)
00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00 - 00

uyari
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olrak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir oyunları, Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir programı, Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir oyunu indir, Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir program yükle, Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir download, Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir hikayeleri, Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir resimleri, Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir haber, Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir yükle, Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir videosu, Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir msn eklentisi, şarkı sözleri
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
Forumumuzun Etiketleri
Belgesel fotoğraf, fotoğrafçının tanıklığının belgesidir

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Necip Fazıl’ın “otel odaları” belgesel oldu Şiir Dünyası Pepsi 1 120 Son Mesaj 30 Kasım 2008, 02:59:28
Gönderen: Sarmaşık Çiçeği
Sahabe kenti Diyarbakır belgesel oldu Yörelerimiz Pepsi 0 35 Son Mesaj 03 Mayıs 2008, 19:38:59
Gönderen: Pepsi
Belgesel için gitti, soy kütüğünü keşfetti Dünya Gezintisi Pepsi 0 146 Son Mesaj 03 Mayıs 2008, 21:02:35
Gönderen: Pepsi
Bir belgesel izledi, üç milyon dolar kazandı Çay Saati Pepsi 2 662 Son Mesaj 14 Ağustos 2008, 21:49:01
Gönderen: Gökkuşağı
Fotoğraf Çekmenin Püf Noktaları Nasıl Kaliteli Fotoğraf Çekebilirim Bunları Biliyor Musunuz? - Bilelim Öğrenelim Anemon 8 73 Son Mesaj 14 Eylül 2008, 23:22:44
Gönderen: jacksparrow
Bu fotoğraf gerçek mi? İlginç, Garip, Enteresan Olaylar Pepsi 1 48 Son Mesaj 07 Haziran 2008, 11:53:40
Gönderen: Pepsi
Ephesus - Efes (DVDRIP) Belgesel Türkçe Belgesel İzle A4 Tech 0 29 Son Mesaj 03 Eylül 2008, 11:14:40
Gönderen: A4 Tech
HEIMA 2007 DVDRIP BELGESEL + TR ALTYAZI Sinema İzle & İndir Hero 0 15 Son Mesaj 14 Eylül 2008, 18:14:46
Gönderen: Hero
Smf Kardeşliği.Com
smf.gen.tr aracılığı ile SMF kullanan siteler arasında yaptığımız SMF Kardeşliği listemizi görmek ister misiniz?

Bu site SM Forumlar Birliğinin Üyesidir
Google - Sitemap|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss | Urllist | Google.Urllist
Youtubeye Giriş, Programsız - Dns | Ascii Resim Çizme - Resimleri Karakterleştirme | Rapidshare
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16] [17] [18] [19] [20] [21] [22] [23] [24] [25] [26] [27] [28] [29] [30] [31] [32] [33] [34] [35] [36] [37] [38] [39] [40] [41] [42] [43] [44] [45] [46] [47] [48] [49] [50] [51] [52] [53] [54] [55] [56] [57] [58] [59] [60] [61] [62] [63] [64] [65] [66] [67] [68] [69] [70] [71] [72] [73] [74] [75] [76] [77] [78] [79] [80] [81] [82] [83] [84] [85] [86] [87] [88] [89] [90] [91] [92] [93] [94] [95] [96] [97] [98] [99] [100] [101] [102] [103] [104] [105] [106] [107] [108] [109] [110] [111] [112] [113] [114] [115] [116] [117] [118] [119] [120]
Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Rengli Theme By Burak & Forum
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!