Site Yöneticisi
Nerden :
Mesajlar : 1204
Konular : 917
Üye İd : 20
Rep Gücü : +1015/-0
Offline
|
 |
« : 04 Eylül 2008, 12:32:43 » |
|
Rumeli ve İstanbul’dan hatıralar
İstanbullular, İstan-bul Belediyesi'ni her gün dolduruyorlardı ve Adnan Menderes'e beddua ediyorlar, Menderes için "Assınlar, assınlar." diyorlardı. Bu bedduaları duyunca içime kadar, iliklerime kadar irkildim, kemiklerime kadar titredim ve çok korktum. Kendi kendime "Eyvah, bu zavallı adam bu kadar bedduanın altından nasıl kalkacak?" dedim
Mustafa Oguz
Biz hepimiz Osmanlı, imparatorluk insanları idik. Bugünkü Türklere, Cumhuriyet Türkleri'ne, Osmanlılığı anlatmak çok güç. Şöyle anlatmak gerek: Bugün elçi, büyükelçi gönderdiğimiz yerlere vali, mutasarrıf; hatta kaymakam gönderirdik. Bugün pasaport, vize, döviz ile gittiğimiz yerlere, pasaportsuz, vizesiz, dövizsiz giderdik. Aynı bayrak altında hür ve müstakil, aynı para ile giderdik ve ezan duyulmayan yer yoktu." diyen Münevver Ayaşlı, Timaş Yayınları arasında yeni baskısı yapılan "Rumeli ve Muhteşem İstanbul Osmanlı Avrupası’ndan Hatıralar" adlı eserinde Rumeli ve Osmanlı İstanbul’undan anlattığı hatıralarla Osmanlılığı günümüz okuruna anlatmaya çalışıyor. Yani bu hatıra kitabı geçmişle günümüz; hatta gelecek arasında bir köprü kurmaya çalışıyor.
Bir hatıra kitabını okumanın en güzel yönlerinden biri de sizi şaşırtacak sürpriz bir bilgi ile aniden karşılaşıvermenizdir. Kafanıza takılan, merak edip durduğunuz bir noktada hatıraların arasına sıkışıp kalan bir bilgicikle kafanızdaki bütün sorulara cevap bulursunuz. İşte bu yönüyle hatıralar geçmişi aydınlatır ve kıymet kazanır. Kitap yer yer ardı ardına sıralanan isimler ve bunların bir biriyle olan akrabalık bağlarıyla dolu olsa da ve bu durum okuru sıksa da, bunları bir yana bırakıp kitabı sonuna kadar okumakta fayda var.
Münevver Ayaşlı’nın söz konusu kitabında okuru şaşırtacak bilgiler yer alıyor. Sabatay Sevi’nin: "Türklere benzeyeceksiniz. Türkçe konuşacaksınız. Türk ismi alacaksınız; fakat zinhar aslınızı, Yahudiliğinizi unutmayacaksınız." kararıyla Türklerin arasına sızan dönmelerle ilgili ayrıntılı bilgiler, İstanbul’u imar etmek isteyen Adnan Menderes’e halkın duyduğu nefret, bu kitapta parça parça sunulan bilgilerden bazıları. Çocukluğu Rumeli’nde geçen, o toprakların Osmanlı’da iken yaşadığı güzel ve mutlu günleri yaşayan bir yazar Münevver Ayaşlı. Kitabında işte o coğrafya’da yaşadıklarını, gördüklerini birinci ağızdan anlatıyor. Kitabın ikinci bölümünde ise imparatorluk İstanbul’unun son yılları anlatılıyor.
Okuru kitabın içine çekmek adına dikkatimi çeken bilgilerden birkaçını öne çıkaralım. Yazarın, İstanbul’un imarı için didinen Adnan Menderes’le anlattığı hatıraları kaleminden okuyalım: "Türk ve Müslüman İstanbullular, İstanbul Belediyesi'ni her gün dolduruyorlardı ve Adnan Menderes'e beddua ediyorlar, Menderes için "Assınlar, assınlar." diyorlardı. Bu bedduaları duyunca içime kadar, iliklerime kadar irkildim, kemiklerime kadar titredim ve çok korktum. Kendi kendime "Eyvah, bu zavallı adam bu kadar bedduanın altından nasıl kalkacak?" dedim. Nitekim kalkamadı ve çok vahim bir akibete uğradı. Allah taksiratını affetsin ve rahmet eylesin. Amin! Amin! Ne işiniz vardı, İstanbul'un imarı ile. Ad-nan Menderes'e; yani Demokrat Parti'ye oy verenler, CHP'ye karşı olanlar; yani sağcılar, Müslüman Türklerdi. Bu İstanbul imarından da en çok zarara uğrayanlar yine bunlardı, mütevekkil Müslüman Türklerdi. Sağcı diye iktidara gelen bu parti, yalnız İstanbul'da elli cami yıktırmıştır. Bunların tam listesi, rahmetli Ekrem Hakkı Ayverdi'nin arşivinde vardır." Yazarın anlattıklarıyla Menderes’in başına gelenleri bir arada düşününce tıpkı yazar gibi ürpermemek mümkün değil.
Rumeli coğrafyasında yaşanan güzelliklerin yanında tarihî aydınlatacak önemli bilgilere yer veriyor yazar. İşte bu önemli bilgilerden birkaçı: Yazar, Musul petrolleriyle ilgili bir perde arkasını aydınlatıyor: "1914 senesinde, daha Birinci Dünya Harbi başlamadan yine Maliye Nazırı Cavid Bey, Sultan Abdülhamid Han'ın, kendi öz malı olan Musul petrollerini satmak veya herhangi başka bir teklifte bulunmak için Londra'ya gider. Bütün salahiyetler, İttihad-ı Terakki Hükümeti tarafından Cavid Bey'e verilmişti. Londra'ya giderken, çok iyi tanıdığı, Düyun-ı Umumiye memurlarından Ermeni Gülbenkyan'ı da kâtip ola-rak yanma alır, beraber götürür. Londra'da müzakerelere başlar. Daha doğrusu, Sultan Abdülhamid Han'ın, Musul petrolleri üzerinden, Cavid Bey ve kâtibi Ermeni Gülbenkyan, İngi-lizlerle pazarlığa otururlar. Müzakerelerin ortasında, daha so-nuna gelmeden Cavid Bey, İstanbul'dan bir telgraf alır, kendisinin acele olarak memlekete dönmesi istenilir, Cavid Bey, kâtibi Gülbenkyan'a "Ben gidiyorum, çabuk döneceğim. Sen kal benim yerime, müzakerelere devam et." der. Gülbenkyan, tam salahiyetle Sultan Abdülhamid Han'ın kendi malı olan Musul petrolleri hakkında söz sahibi olur. Londra'ya döneceğini zanneden Cavid Bey, Londra'ya dönemez. Büyük Birinci Dünya Savaşı başlamıştır. Evet, Osmanlı Devleti'nin sonunu getirecek olan bu meşum harp başlamıştır ve Türkler Almanya'nın yanında yer almışlardır. Londra'da "Turkish Right" denilen, Musul'daki Türk petrolleri, Gülbenkyan'm eline teslim edilmiştir. Bu, Gülbenkyan'nın ve bütün Ermeniliğin başına konan bir devlet kuşu olduğu gibi İngiltere'nin de çok işine gelmektedir. İn-giltere istediği gibi yüzde beş vererek, Türk petrollerini Gülbenkyan'm elinden alabilecektir. Dünyanın en zengin adamı haline getirdiğimiz Ermeni Gülbenkyan, yalnız kendisi zengin olmamış, bütün ailesini zengin ettiği gibi Ermeni kilisesini, Ermeni cemaatini kim bilir belki Ermeni örgütlerini, Asala ve buna benzer katiller mangalarını Türk hakkı olan petrol ile beslemektedir. Haydi nankör Ermeniler, bunu ağızlarına almasınlar, ya bizim aydınlar, aydıncıklar, çeyrek aydınlar hep Ermeni meselesi hakkında kitaplar yazdılar, hiçbiri de Gülbenkyan'ın muazzam servetinin çalınmış Türk hakkı olduğunu yazmadılar. Hiçbir uluslararası konferanslarda bunu söylemediler, iddia etmediler." *** Bir başka aydınlatıcı bilgi ise Nazım Hikmet’in Simavna Kadısı Şeyh Bedreddin ile ilgili."15'inci yüzyılda, Osmanlı Devleti'nin başına büyük bir gaile açan balım Şeyh, büyük mutasavvıf Simavna kadısının, II. Sultan Murad Han zamanında Serez'de idam edilmesidir. Bu büyük, vahim ve acıklı hâdisenin bir de gülünç tarafı, gülünç hikâyesi vardır. Solcular, hiç fırsat kaçırmazlar, yalan yanlış tarih bilgileri, hele hiç olmayan kültürleri ile ahkâm çıkarmaya bakarlar. Büyük mutasavvıfı, kendi usullerince kepçelemeye bakarlar. Simavna Kadısı onlar için bir komünisttir ve hakkında kitaplar yazdırırlar. Şeyh hakkında bir kitabı da, din ve diyanet meselelerinden bihaber olan, çok sathi ve hiçbir derin bilgisi olmayan zavallı Nâzım Hîkmet'e yazdırırlar; yazdırırlar değil, yazılan bir kitaba onun imzasını koyarlar. Zavallı Nâzım, kitapta imzasını gördükten sonra 15. yüzyılda böyle büyük bir hâdisenin olduğunu öğrenir. Herhalde Simavna kadısının ismini de o zaman öğrenmiş olur."
|