Bölüm Moderatörü
Nerden :
Mesajlar : 1263
Konular : 957
Üye İd : 159
Rep Gücü : +1938/-0
Offline
|
 |
« : 04 Eylül 2008, 00:15:03 » |
|
Aşk; duyguların en şaha kalkmışı, en doruktaki, en söz dinlemeyenidir; ne yazik ki baki de değildir.
Hele günümüzdeki aşklar; kolay elde edildiği, çabuk ulaşıldığı, çaba gerektirmediği, emek verilmediği için saman alevi gibidir.
Yıllarca devam eden birlikteliklerin ardında kalan sadece alışkanlıktır. '' Ben yıllardır evliğim ve eşime hala deli gibi aşığım.'' diyorsanız üzgünüm siz kendinizi kandırıyorsunuz. Birlikte hayatı paylaşmanın, birlikte güzel şeyler yaşamış olmanın alışkanlığıdır hissettiğiniz.
Bazen duyarız ''aşk evliliği.'' Görür görmez aşık olduğun, delice tutulduğun biriyle evlenmek. Onsuz yaşamayı düşünemediğin, onsuz nefes alamadığın biriyle ölene dek beraber olmak. İlk yıllar güzeldir. Cicim ayları, sonra paylaşımlar azalmaya, aşk; yavaş yavaş kaybolmaya başlar.
Birbirinizi gördüğünüzdeki kalp çarpıntıları, dokunduğunuzdaki heyacanlar çoktan yokolup gitmiştir. Yüzüne bakmaya kıyamadığız sevdiğinizin yıllar içinde size nasıl kıydığının tecrübesini en acı şekilde yaşamızsınızdır.
''Aşk gelip geçicidir, makul olan sevgi saygıdır.'' deriz sonra, tükettiğimiz aşkın ardından; Kaybettiğimize üzülmeyip, elimiz de kalana farklı isim takarız kendimizi avutmak için.
Aşk kavuşamamaktır, aşk ulaşılamamışlıktır, aşk yarım kalmışlıktır, aşk hasretliktir, özlemdir, beklemektir. Aşk kaybetme korkusu, yürek ağrısı, kalp çarpıntısıdır. Aşk; uzaklara dalıp gittiğinde, dudaklarının hafif tebessümüyle gözlerine dolan yaştır.
Bütün aşklar evlilikle sonuçlansa, Bütün aşıklar kavuşmuş olsalardı Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Yusuf ile Züleyha gibi ölümsüz aşkların hikayelerinden de mahrum kalacaktık.
Şimdi size günümüzde yaşamış ve birbirine kavuşmuş Leyla ile Mecnun'un hikayesini anlatayım.
Dünyalar güzeli Leyla ile yakışıklı ve romantik Mecnun birbirini görür görmez aşık olurlar. Biraz zor olsada ailelerinin rızasını alıp evlenirler. Birbirine delice aşık genç çift çok mutludurlar. Aradan yıllar geçer. Aşklarının meyvesi iki güzel çocukları olur. Leyla çalışan bir kadındır. İş kadını, ev kadını, iyi bir anne, fedakar bir eş'tir. Leyla akşam işten çıkar çıkmaz koşarak kreşe gidip çoçuğunu alır. Kucağına aldığı çocuğuyla ( Çocuk bütün gün kreşte anneden uzak kaldığı, anneyi çok özlediği için kuçaktan hiç inmiyor.) yine koşarak servise yetişir. Akşam trafik berbat yol uzadıkca uzar. Çocuğun arabada canı sıkılır, midesi bulanır, huysuzlanmaya başlar. Leyla çok yorgun şöyle 3-5 dakika gözlerini kapayabilse biraz rahatlayacak ama nerde çocuk durmadan ilgi istiyor. Gereksiz sorularla, durmadan konuşarak anneyi iyice bunaltıyor. Leyla hem çocukla ilgileniyor hemde akşam ne pişirsem diye düşünüyor. ''Alışveriş yapmam lazım'' diyor içinden. Durağa gelince çocuğunu kacağına alıp acelece iniyor servisten. Hemen yolunun üzerindeki bir markete uğruyor. aklına gelenleri hızlıca alışveriş arabasına dolduruyor. Çocuk olur olmaz şeyler istiyor ikna edemeyince onun istediklerini de alıyor. Eli kolu dolu, çıkıyor marketten. Poşetlerin ağırlığından yürümekte güçlük çekiyor, bu arada çocuk ''kuçak'' diye ağlamaya başlıyor. Adeta çocuğuna yürümesi için yalvarıyor. Çocuk bu defa tuvaleti geldiği için ağlamaya başlıyor. Leyla sinirleri iyice gerilmiş vaziyette evinin ziline basıyor. Elinde poşetlerle bekliyor biraz kapıda sabırsızlanıyor. Nihayet evdeki büyük çocuk kapıyı açıyor. Küçük hala ağlamakta. Leyla hırsla büyük çocuğa kapıyı geç açtığı için çıkışıyor. Elindekileri fırlatıp küçüğü hemen tuvalata götürüyor. Elini yüzünü yıkayıp, giysilerini değiştirip hemen mutfağa koşuyor. Büyükten yardım istiyor. Çıt ses yok anneye kırgın, kendisine kızdığı için. Küçük giysilerini kendi başına değeştiremediğinden anneden yardım istiyor. Büyük anneye yardıma gelmiyor Leyla çıldırmak üzere. Bir taraftan çorbayı karıştırıyor, bir taraftan masayı hazırlamaya çalışıyor.
Kapı çalıyor. Biraz sonra küçüğün sesi duyuluyor '' babam geldii'' Büyük hemen odasından fırlıyor: -Baba annem gelir gelmez bana bağırdı. Mecnun hışımla leylanın yanına geliyor. -Niye kızıyorsun çocuğa eve gelir gelmez. Daha yemeği de hazırlamamışsın, öldüm açlıktan. Akşama kadar çalış eve gel hır-gür bir huzur yok. Ne varsa koy masaya oyalanıp durma. Adeta homurdanarak oturma odasına gidip kendini kanepeye atarak huzurlu bir uykuya dalıyor.
Leyla kırık dökük. Gözlerinden akan yaşlar karıştırmakta olduğu çorbaya dökülüyor. Evlendiklerinde böyle miydi? Hayalleri böyle miydi?
Leyla ağlıyor... aşk ağlıyor...
|